el kaide etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
el kaide etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2014 Salı

Almanya'da IŞİD'e operasyon

Almanya'da IŞİD'e operasyon
Almanya'da IŞİD'e operasyon

Almanya'da, Suriye'de faaliyet gösteren Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüyle bağlantılı olduklarından şüphe edilen kişilere karşı ülke genelinde geniş çaplı bir operasyon düzenlendi.

29 Mart 2014 Cumartesi

Kesep: Türkiye ve Suriye için Dönemeç mi? Kesep neden bu kadar önemli?




Kesep çatışmaları Ortadoğu’daki Türkiye algısını etkileyen dönüm noktalarından biri mi? Türkiye – Suriye arasında bir savaş ihtimali artık daha mı belirgin? Gazeteci Hediye Levent, sınırın öte yakasından izlenimlerini RS FM için yazdı.

Türkiye-Suriye sınırındaki Kesep’te başlayan çatışmalar, çatışan taraflar ve Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülen Suriye uçağı günlerdir Türkiye gündeminin üst sıralarında. Türkiye’de “savaşa mı giriyoruz?” gerginliği devam ededursun gelişmelerden aylar önce konuşulmaya başlanan varsayımlara ve senaryolara yenileri eklendi. Görünen o ki, Kesep çatışmaları Suriye’yi, Türkiye’yi ve Suriye dahil Ortadoğu’daki Türkiye algısını etkileyen dönüm noktalarından biri...

Minicik bir kasaba bunca etkiyi tek başına nasıl yapar? “Kesep nerede?” sorusuyla başlayabiliriz.

Öncelikle belirtmekte fayda var; Kesep kasabası ve çevresindeki çatışmalar 2 yıldan fazladır devam ediyor. Kesep sınır kapısının bulunduğu dağlık arazide sık sık çatışma ve bombardıman olsa da kapı, 1 yıl öncesine kadar Türkiye-Suriye arasında açık olan tek sınır kapısıydı. Türkiye tarafından "güvenlik gerekçesiyle" ve tek taraflı olarak kapatılmadan kısa bir süre önce yani geçtiğimiz yıl Nisan ayında o kapıyı kullanarak Türkiye'ye geçiş yapmıştım. Suriye tarafından sınır kapısına ulaşan 2 yoldan biri olan dağyolu kapatılmış, sahil yolundaki askeri kontrol noktaları ise dikkat çekici sayıda artmıştı. Sınır kapısına çok yakın bir mesafede bulunan Kesep kasabasında tedirginlik vardı ancak hayat normal akışındaydı. Kapının kapatılmasının ardından çatışmalara paralel olarak kasaba halkının ayrılmaya başladığı haberleri gelse de Kesep ve çevresi Suriye gündeminin ilk sırasında değildi.

KALAMUN SAVAŞI VE KESEP

“Türk tankları, Suriye’nin kuzeybatısında teröristlerin taarruzuna destek veriyor”

“Türk tankları, Suriye’nin kuzeybatısında teröristlerin taarruzuna destek veriyor”

ITAR-TASS’ın sorularını yanıtlayan Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Beşar Cafari yaptığı açıklamada ‘Debat el Nusra’ ve ‘Ahrar aş-Şam’ radikal gruplarının taarruzuna Türk tankları ile topçu birliklerinin ateş desteği sağladıklarını söyledi.

28 Mart 2014 Cuma

Suriye Türkiye’yi BM’ye şikayet etti. Gerekçe El Kaide terör örgütüne yardım ve yataklık

Suriye Türkiye’yi BM’ye şikayet etti. Gerekçe El Kaide terör örgütüne yardım ve yataklık
Suriye Türkiye’yi BM’ye şikayet etti. Gerekçe El Kaide terör örgütüne yardım ve yataklık
Suriye, Türkiye’yi El Nusra örgütü dahil olmak üzere ülkenin kuzeyindeki silahlı gruplara askerî destekle suçladı. Son birkaç gün içinde BM’ye Türkiye ve İsrail ile ilgili yedi resmî mektup iletildiği bildirildi.

Suriye'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Beşar El Caferi, Türk ordusunun Lazkiye kırsalının kuzeyinde silahlı terör gruplarının eylemlerine askerî örtü sağladığı‘ iddiasında bulundu.
Suriye Arap Haber Ajansı SANA'da yer alan habere göre, El Caferi, BM’nin New York’taki merkezinde düzenlediği basın toplantısında İsrail’in de ateşkes bölgesi ve civarında ‚teröristlere‘ destek ve kolaylık sağladığını öne sürdü. El Caferi, son birkaç gün içinde BM Genel Sekreteri, Güvenlik Konseyi Başkanı ve üyelerine Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde ve İsrail'in de ateşkes bölgesi ve civarında bulundukları ihlâller konusunda yedi resmi mektupla dikkat çektiğini belirtti.
'İlk kez aleni destek'

Biliyorlardı ama Jandarmayı ve Emniyeti bilgilendirmediler. | MİT ve el Kaide el ele

Biliyorlardı ama Jandarmayı ve Emniyeti bilgilendirmediler.

Niğde’de bir polis, bir jandarma ve bir vatandaşı öldüren teröristlerin, Türkiye’ye girişlerinin MİT’e bildirildiği ortaya çıktı. MİT, bunu jandarma ve polisle paylaşmamış

27 Mart 2014 Perşembe

Muhalif el Kaide teröristleri Türkiye'ye teşekkür ediyorlar. Peki neden?

Muhalif el Kaide teröristleri Türkiye'ye teşekkür ediyorlar. Peki neden?
Muhalif el Kaide teröristleri Türkiye'ye teşekkür ediyorlar. Peki neden?
Lazkiye kuzey kırsalında 21.03.2014 tarihinde, Türkiye toprakları üzerinden yapılan el Kaide terörist saldırısına katılan terörist sayısı 5000.

Hareketi Ahrar Şam, Nusra Cephesi, Cebel Türkmeni gibi belli başlı terörist örgütlerine İdlib bölgesinden de takviye teröristler katıldı ve yaklaşık 13 terörist tugayı ve 35 terörist taburu saldırdı.

TSK, tanklarla ve füzelerle Suriye'deki muhalif teröristlere destek verdi ve Suriye ordusuna saldırdı.

TSK, tanklarla ve füzelerle Suriye'deki muhalif teröristlere destek verdi ve Suriye ordusuna saldırdı.


ŞAM – Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı dün Birleşmiş milletler genel sekreteri, Uluslararası Güvenlik Konseyi ve komitelerine gönderdiği eş mektuplarda Liva İskenderun Bölgesinden girerek Keseb Bölgesine saldıran terör gruplarına Türkiye desteğinin kınanması, bu desteğin kesilmesi ve Türkiye'nin düşmancı davranışlarına son vermesine zorlanması için acil ve etkin adımlar atmasını talep etti.

Bakanlık mektubunda Suriye'nin geçen üç yıl boyunca Türkiye hükümetinin Suriye'nin güvenlik, istikrarı ve egemenliğine karşı bulunduğu ihlaller ve eylemler konusunda BM genel sekreteri ve Güvenlik Konseyi başkanını belgelerle kanıtlanmış olarak sürekli ayrıntılı bilgi verdiğine dikkat çekti. Türkiye hükümetinin tüm bu süre içinde dünyanın her yerinden gelen on binlerce radikal ve tekfirci teröristlere silah, para, barınak ve her türlü destek temin ettiğine dikkat çeken Bakanlık, Suriye ve halkına karşı saldırılarında da Türkiye toprakları üzerinde geri üs ve karargahlar temin ettiğini tüm bunların da belgelerle kanıtlanmış olduğunun altını çizdi.

Bakanlık Türkiye'de rejimin Suriye'yi devlet ve halk olarak yıkma çabalarında başarısız olması ardından Türk ordusunun Türkiye başbakanının talimatlarıyla Suriye'ye çirkef bir saldırıda bulunduğuna dikkat çekti.

Türk ordusuna tabi tank ve topların Suriye'nin kuzeyinde Lazkiye kırsalının Keseb Bölgesine saldıran teröristlerin eylemlerine direk katıldığını belirten bakanlık, Suriye'nin bölge güvenliği açısından Türk ordusunun bu direk saldırısının tehlikesi idrak etmesiyle 21 – 03- 2014 tarihli mektubuyla BM genel sekreteri ve Güvenlik Konseyi başkanına ayrıntılı bilgi takdim ettiğini ifade etti.

25 Mart 2014 Salı

Uzmanlar değerlendiriyor: AKP Suriye uçağını hukuksuz bir şekilde vurarak dikkatleri başka yöne mi çekmek istedi?

AKP Suriye uçağını hukuksuz bir şekilde vurarak dikkatleri başka yöne mi çekmek istedi?
AKP Suriye uçağını hukuksuz bir şekilde vurarak dikkatleri başka yöne mi çekmek istedi?
Yerel seçimlere bir hafta kala Suriye’ye ait bir MiG-23 uçağının düşürülmesi olayı Türkiye’de tartışmalara sebep oldu.
Kimi uzmanlar, hükümet üyelerinin olaydan kendi siyasi çıkarları doğrultusunda faydalandıkları görüşündeler. Onlara göre AK Parti liderleri seçmenlerin dikkatlerini yolsuzluk skandalından başka yöne çekerek kendi imajını düzetlmeye çalışıyorlar.
Öbür taraftankimi uzmanlar Suriye’ye ait avcı uçağının düşürülmesi olayının Suriye’nin kuzey bölgelerindeki durumla alakalı olduğunu zannediyorlar. Bu bölgelerde hükümet ordusu karşı taarruza geçti. Bu görüşü paylaşan uzmanlar uçağın Esad’a karşı savaşan güçlere destek vermek amacıyla vurulduğunu tahmin ediyorlar.
ORSAM Suriye Uzmanı Oytun Orhan olayı şöyle değerlendirdiTamamını oku: http://turkish.ruvr.ru/2014_03_25/Suriye-uchagi-dushuruldu/


Ses dosyasını indiriniz

Bunun doğrudan seçimlere yönelik bir yönlendirme olmasa da, seçimleri etkileyecek bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Yani, belki bu amaçla yapılmış olmasa bile, en azından seçmenin dikkatinin dağılması veya, eğer içeride Hükümet bir sıkıntı yaşıyorsa, bu sıkıntıyı aşmak ve dikkatleri başka yöne çekmek noktasında bir sonucu olabilir. Ama bu sonucu yaratmak için yapılmış bilinçi bir hareket olduğunu bem açıkçası düşünmüyorum. Şöyle bir durum var. Bu son çatışmalarda kontrolü ele geçiren gruplar, El-Kaide ile bağlantılı gruplardan ziyade daha çok İslami gruplardır. Ancak El-Kaide ile bağlantılı Irak ve Şam İslam Devleti ya da El-Nusra Cephesi grupları değildir. Dolayısıyla böyle bir durum, yani buranın muhalif güçlerin kontrolüne geçmesi, Türkiye açısından bir risk unsurundan ziyade bir fırsattır. Çünkü Türkiye zaten uzun süredir bu gruplara, yani El-Kaide ile bağlantılı olanlar dışındaki Suriye askeri ve siyasi muhalefetine zaten destek veriyor. Ve Suriye’de rejimin değişmesi ve iktidarı bırakması yönünde bir pozisyon almış durumdadır. Dolayısıyla rejimin mevzi kaybetmesi ve buradaki sınır kapılarındaki kontrolü kaybetmesi, Türkiye açısından bir risk değildir. Ama, eğer ki Irak ve Şam İslam Devleti veya El-Nusra Cephesi gibi El-Kaide ile bağlantılı örgütler tarafından buranın ele geçirilmesi durumunda bu, Türkiye açısından da bir risktir.

“Suriye, Türkiye ile savaşa girmez” | TSK Suriye uçağını neden ve nasıl vurdu?

“Suriye, Türkiye ile savaşa girmez” | TSK Suriye uçağını neden ve nasıl vurdu?
“Suriye, Türkiye ile savaşa girmez” | TSK Suriye uçağını neden ve nasıl vurdu?
Güvenlik politikaları uzmanı Mete Yarar, TSK’nın Suriye savaş uçağını neden ve nasıl vurduğunu “Sesli Dosya”da anlattı. Suriye Demokratik Türkmen Hareketi Kurucusu ve Yöneticisi Tarık Sülo Cevizci ise bir başka gerilim unsur olan Süleyman Şah Türbesi’ne dair açıklamalarda bulundu.
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait bir F-16’nın, sınır ihlali yaptığı gerekçesiyle Suriye’ye ait uçağı düşürmesi üzerine sınırda tansiyon giderek yükseliyor. Cengiz Erdil’le Sesli Dosya’ya konuk olan Güvenlik politikaları uzmanı Mete Yarar, uçağın vurulmasıyla ilgili şu bilgileri verdi:
“Türkiye, yaklaşık 100 mil’den yaklaşan uçakları tespit ediyor ve uçaklar 10 mil’e kadar yaklaştıklarında sınır ihlali yapacaklarını söyleyerek, geri çekilmeleri için talimat veriyor. Bu uçakların hızları çok yüksek olduğu için bahsettiğimiz mesafeler de birkaç dakika içinde aşılabiliyor. Hatay bölgesi üzerinde bulunan uçaklar da bölgeye sevk ediliyor. Tüm bunlar birkaç dakikalık zaman diliminde yaşanıyor.”
Söz konusu ihlaller karşısında pilotların ne yapacaklarını ana merkeze sormak gibi bir şansları olmadığını ifade eden uzman, pilotlara ‘sınır ihlali olursa, vurun’ talimatının verildiğini ve onların da bu inisiyatifi kullandığını söyledi. Yarar, düşürülen Suriye uçağı motor kısmından vurulduğu için büyük olasılıkla havadan havaya ısı güdümlü füze atıldığını da sözlerine ekledi.
Suriye Demokratik Türkmen Hareketi Kurucusu ve Yöneticisi Tarık Sülo Cevizci ise Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından düşürülen uçağın Suriye halkını biraz da olsa sevince boğduğunu, çünkü düşürülen tipteki uçakların havadan varil bombası atarak birçok kişiyi öldürdüğünü ifade etti.
“RADAR KİLİTLEMESİ DÜŞMANCA BİR HAREKET OLARAK ALGILANIR”
Düşürülen Suriye uçağı için, dün bir açıklama da Genel Kurmay Başkanlığı’ndan geldi. Açıklamada, dört buçuk dakikalık bir radar kilitlemesi olduğuna dair ifadeler yer aldı. Peki, bu ifade ne anlama geliyor? Mete Yarar, aslında bunun bir ilk olmadığını ve Genel Kurmay Başkanlığı’ndan gelen açıklamalara göre, son altı ayda 40’ın üzerinde radar kilitlemesi yaşandığını kaydetti. Yarar, sözlerine şöyle devam etti: “Aslında normalde kendi topraklarınızda uçarken başka bir radar size kilitlenmez. Radar kilitlemesi yapmak aynı zamanda düşmanca bir hareket gibi algılanır.”
Mete Yarar, Suriye ile Türkiye arasındaki gerginliğe de değinerek iki ülke arasında bir kuvvet dengesi karşılaştırmasının, TSK ile Suriye kuvvetleri arasındaki güç orantısızlığı nedeniyle yanlış olacağını belirtti. Yarar, “Ben, Suriye ordusunun da veya oradaki görevlilerin de fiili anlamda böyle bir şey planlayacaklarını ve bunun içinde olacaklarını düşünmüyorum. Bu gerçekten sonları olur. Çünkü ellerinde kalan ve son direniş noktaları olan uçak ve helikopterlerini kaybederler” dedi.
“IŞİD, TÜRKİYE İÇİN POTANSİYEL BİR TEHDİT UNSURU”
Türkiye ile Suriye arasında bir başka gerilim noktası olan Süleyman Şah Türbesi çevresindeki IŞİD tehdidinden de bahseden Mete Yarar, türbenin bulunduğu bölgenin daha önce Özgür Suriye Ordusu denetiminde olduğunu hatırlatarak “Güvenliği bir şekilde, kontrollü olarak sağlanabiliyordu ama yaklaşık 20 günden beri bölge, IŞİD’in kontrolüne geçti” dedi. IŞİD’ın daha önce silahlı kuvvetlerle sınır boylarında çatışmalara girdiğini ve yaptıkları açıklamalarda Türkiye’yi potansiyel tehditler içinde gördüklerini belirttiklerini söyleyen Yarar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Böylesi bir yaklaşım içinde olan bir gruptan da açıkçası Süleyman Şah Türbesi konusunda anlayış bekleyip, oraya saldırmayacaklarını düşünmek çok iyi niyetli bir düşünce olur. Ama silahlı kuvvetler, riskin en yükseğini kabul ederek ona göre bir hazırlık yapmış durumda. Yani, potansiyel bir tehdit olarak algılıyorlar ve o bölgeye yapılacak herhangi bir müdahaleye hem ateş destek hem de takviye edici unsurlarla hazırlık yapmış durumda. Bunu da karada topçu birlikleri, havada hava kuvvetleri ile iki türlü yapıyor. Ekstra olarak da özel kuvvet birliklerini Şanlıurfa’ya yerleştirmiş durumda.”

Audio faylı indiriniz
“SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ’NİN TARİHİ ÖNEMİ BÜYÜK”

'Jandarmayı öldürerek sevap işledim'

'Jandarmayı öldürerek sevap işledim'

Niğde'de bir astsubay ile bir polisi şehit eden el Kaide mensubu teröristin  mahkemede "Jandarmayı öldürerek sevap işledim" dediği öğrenildi.
Geçtiğimiz hafta Niğde’nin Ulukışla İlçesi'nde bir polis ile bir astsubayın şehit olması, bir vatandaşımızın da ölümü ile sonuçlanan terör saldırısını gerçekleştiren El Kaide bağlantılı IŞİD üyesi oldukları iddia edilen üç zanlı tutuklandı.

Hain saldırının faillerinden Çendrim Ramadani’nin mahkemede ifade vermeyi reddettiği ve "Ben yalnızca Allah'a hesap veririm. İfade vermem, hepiniz müşriksiniz. Jandarmayı öldürerek sevap işledim" dediği öğrenildi.

14 Aralık 2013 Cumartesi

El Kaide sadece Suriye'de değil dünyanın dört bir yanında katliam yapıyor. (+18)




Yemen'de El Kaide terör örgütü militanları, hastaneye saldırdı doktor ve hemşirelerini kurşuna dizdi. Masumların üzerlerine el bombaları attı.


Yemen'de El Kaide militanları hastaneye saldırdı, 56 kişi öldü! Korkunç saldırı kameralara saniye saniye yansırken, görüntülerde gözü dönmüş bir militan, hastanede çocuk ve kadınların üzerine el bombası atıyor. İşte insanın tüylerini ürperten saldırının korkunç anları;

Yemen’in başkenti Sana'da hafta Savunma Bakanlığı ile bakanlık kompleksi içinde kalan hastaneye düzenlenen ve 56 kişinin ölümüne, 160’dan fazla kişinin de yaralanmasına yol açan bombalı ve tüfekli saldırının kan donduran görüntüleri ortaya çıktı.

ÖNCE BOMBALI ARAÇ 

6 Kasım 2013 Çarşamba

Suriye'deki muhalif bir Türkmen'in anlatımıyla El Nusra ve Özgür Suriye Ordusu gerçeği

Suriye'deki muhalif bir Türkmen'in anlatımıyla El Nusra ve Özgür Suriye Ordusu gerçeği
Suriye'deki muhalif bir Türkmen'in anlatımıyla El Nusra ve Özgür Suriye Ordusu gerçeği


“Özgür Suriye çalmaya çırpmaya başladı. Tecavüz ettiler kadınlara. Benim evimi bile soydular. Bu adamlar abdestli, namazlı. Ölmeye gelmişler Suriye’ye.”

“Suriye’nin fabrikalarındaki bütün makinaları Türkiye’ye geçirdiler. Bunları kim getirdi, kim aldı, kim sattı. Bunu sorun.”

“Bu makineleri Özgür Suriye Ordusu eliyle geçirdiler.”

****

“El Nusra diye bir şey yoktu. Bunlar tek tek gelmeye başladılar. Gelirlerdi, ‘Cephe yolu neresi?” diye sorarlardı.

Adamlar bizim dilimizi bile konuşmuyorlardı. Kuran Arapçası konuşuyorlardı. Cephe yolu dediği, ‘zındıkların yolu neresi?’ demek.”

Bu sözlerin sahibi 8 ay boyunca Suriye’de El Nusra Cephesi ile birlikte savaşmış Suriyeli bir Türkmen.
7 yaşından beri Halep’te yaşıyor. Adının yazılmasını, fotoğrafının çekilmesini istemiyor.
Halep’in Eşrefiye bölgesinde önce kendi küçük birliklerini kurarak bölgeyi korumaya başlamışlar.
Başta ellerine silah almamışlar.
Fakat sonra çatışmak için ailesi üyeleriyle Halep içindeki El-Sikkeri ve Selahaddin bölgelerine gitmiş.
“İlk başta kimsenin derdi Esad’ı indirmek değildi” diyor.

'Kimse onlar gibi olamaz'

Hikayesini anlatmaya başlamadan önce Suriye’de iki yıl önce iç savaşın başladığı Dera’dan bahsediyor.
“Dera’da çocuklar duvarlara yazmışlar, ‘Hürriyet istiyoruz’ diye. Bunları aldılar, tırnaklarını çektiler, gözlerini oydular. O zaman bu çocukları bıraksalardı, biterdi bu mesele.”
Halep’in farklı bölgelerinde Suriye lideri Beşar Esad’ın askerleriyle çatışırken, bundan bir yılı aşkın süre önce, örgüt henüz kurulduğunu açıklamadan evvel El Nusra ile tanışmış.
“Onlarla birlikte savaştım. Ama onlardan biri olmadım. Keşke olsaydım. Onlar gibi kimse olamaz,” diyor.
Neden onlarla yan yana olduğunu ve onları desteklediğini açıklıyor: “Özgür Suriye çalmaya çırpmaya başladı. Tecavüz ettiler kadınlara. Benim evimi bile soydular. Bu adamlar abdestli, namazlı. Ölmeye gelmişler Suriye’ye.”
Nereden geldiklerini soruyorum. “Cezayirliler, Tunuslular, Afganlar vardı. Ellerinde dolar dolu çantalarla Türkiye sınırından girdiler. Kurulmazdan evvel 8 ay bunlarla çalıştım. Bunların ne yönleri belliydi, ne de başları vardı.”
Dolar dolu çantaları soruyorum ama yanıtlamayı reddediyor. “Oraları ben bilmem” diyor.
Farklı ülkelerden gelen bu kişilerin en başta bir örgüt olmadıklarını daha sonra bu kişileri “birilerinin birleştirdiğini” söylüyor.
Kimin “birleştirdiğini” soruyorum. “Suudi Arabistan olabilir, Amerika olabilir” diyor.

'Siz silah meselesini çok abartıyorsunuz'

El Nusra’nın Türkiye’den destek aldığı yönündeki iddiaların doğru olmadığını söylüyor. Kim silah veriyor diye sorduğumda yine, “Suudi Arabistan” diyor.
El Nusra Cephesi bu yılın başında kuruluşunu açıklamış ve ardından yaptığı açıklamada El Kaide’ye bağlılığını duyurmuştu.
Konuştuğum kişi “En başta El Kaide yoktu” diyor.
Yaptıkları bu açıklamayı ise şöyle yorumluyor: “Belki bunları bir araya getiren, bunlara para veren bu yolu seçti. Zaten iş başkanlıkta.”
Hemen ardından bütün sohbetimiz boyunca yaptığı gibi Özgür Suriye Ordusu’nu ve Türkmen muhalif örgütleri eleştiriyor.
“Ali Beşir diye biri burada artık istihbaratla, Erdoğan ile mi görüşmüş bilmiyorum. Türkmenler için yardım alıyor. Silah alıyor. Şimdi Antep’te oturuyor. Adam zengin. Onun askerleri boş sokaklarda dolaşıyor. Çatışmıyorlar ki. Boş sokaklarda kurşun sıkıyorlar.”
Kast ettiği Halep Türkmenleri Askeri Devrim Meclisi Başkanı Ali Beşir.

22 Eylül 2013 Pazar

el Kaide CIA'nın kurduğu-yönettiği bir örgüt. el Kaide bahanesi ile İslam'a savaş açtılar.

el kaide cıa nin kurduğu bir örgüt
el kaide cıa nin kurduğu bir örgüt

El Kaide Büyük İsrail Projesi için Bir ABD-İsrail Maşasıdır


Press TV İdaho’dan yazar ve gazeteci Mark Glenn ile 11 Eylül saldırılarına ve bu hadisenin Amerikan hükümeti tarafından sunulan resmi anlatısına ışık tutmak amacıyla bir röportaj gerçekleştirdi.

El Kaide Büyük İsrail Projesi için Bir ABD-İsrail Maşasıdır

Press TV

Press TV İdaho'dan yazar ve gazeteci Mark Glenn ile 11 Eylül saldırılarına ve bu hadisenin Amerikan hükümeti tarafından sunulan resmi anlatısına ışık tutmak amacıyla bir röportaj gerçekleştirdi.

Press TV: Mark Glenn siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Siz hangi kamptasınız? Hükümetin 11 Eylül hakkında anlattıklarından şüphe duyuyor musunuz?

Glenn: Şüphesiz bize 19 Müslümanın bu uçakları 11 Eylül günü binalara çarptığını söyleyen aynı hükümet, Saddam Hüseyin'in Amerika'ya karşı kullanılabilecek kitle imha silahları ürettiğini de söylemişti. Ve bugün 11 yılından ardından Irak'ta tek bir kitle imha silahı bile bulunamadı.

Bu nedenle Amerikan hükümeti güvenilmezliğini pekçok defa ispatladı, özellikle de İsrail ile ilgili meselelerde her zaman yalan söyleyecektir. İsrail'i korumak için ne gerekiyorsa yapacaktır. İsrail'in Orta Doğu'daki barbarca eylemleri karşısında BM'de yapılan kınamaları veto edecek, Amerikan halkı aleyhine casusluk ve sabotajda bulunmasına göz yumacaktır.

Press TV: Sayın Mark Glenn, diğer misafirimiz Lee Kaplan'ın bahsettiği şu Yedi Numaralı Bina meselesi, 11 Eylül'deki en tartışmalı konulardan biri. Pek çok mimar ve analist buradaki çöküşün uzaktan kontrollü bir yıkım olduğu sonucuna vardılar. Bu durum bu mimarlar tarafından ispatlandı ve gösterdikleri görüntülerden de belli oluyor. Sizin de bu görüntüleri gördüğünüze eminim, ya da elinizdeki diğer bilgiler... Dolayısıyla en azından bu Yedi Numaralı Bina nedeniyle şüphe etmek için bir neden bulunmuyor mu?

Glenn: Şüphesiz, resmi hikayenin sorgulanmasında uzmanların bilimsel metodu kullanmalarının yasaklandığı sadece iki konu var. Bunlardan biri bakmamıza izin verilmeyen Holocaust. Siyonistlerin konu hakkında dediği herşeyi kabul etmek zorundayız, diğeri de tabii ki 11 Eylül hadisesi.

Hem de burada olayın bize anlatıldığı gibi gerçekleşmediğini gösteren pek çok somut, kelime oyunu olmayan tuhaflıklar bulunmasına rağmen.

Diplomamı inşaat mühendisliğinden almadım fakat fizikten biraz anlarım, serbest düşüş nedir biraz bilirim ve serbest düşüşle çöken binaların nasıl olduğunu bilirim.

Kasti müdahale ve tahrip olmadan o binaların o süre içersinde ve o şekilde çökmelerine imkan yok... daha Yedinci Binadan söz etmedik bile.

Resmi hikayede bize İkiz Kulelere çarpan iki yolcu uçağının bu binaların çöküşüne neden olduğu söyleniyor. Yedinci Binanın çökmesine neden olan şey kendisine çakılan uçak mıydı? Bu cevaplanması gereken çok büyük bir soru ve bence 11 Eylül için yapılacak olan dürüst ve şeffaf bir araştırmada saklayacak çok şeyleri olacak kişilerce de cevaplanması mümkün değil.

Press TV: Mark Glenn, El Kaide terörist örgütünün bunun arkasında yer almasının sebeplerini ilginç buluyorum. Gerçekten de bu Amerika'nın İsrail'e verdiği desteğe karşı yapılmış bir misilleme mi idi? Çünkü Mossad'ı ABD karşıtı en saldırgan üçüncü istihbarat servisi olarak tanımlayan değerlendirmeler mevcut.

Glenn: Evet bu yüzde yüz doğru. ABD hükümeti İsrail'i kendisine karşı yürüttüğü casusluk faaliyetlerinden dolayı (sadece askeri ve politik alanda değil, sanayii alanında da) en saldırgan ve tehlikeli ülkeler arasında sayıyor.

İsrail bizim teknolojimizi alıp düşmanlarımıza satıyor. Bırakın biraz casusluk ve 11 Eylül hakkında konuşayım. Şu resmi bir gerçek ki 11 Eylül sabahı gerçekleştirilen tek tutuklama, hadisesi Liberty State Park'ta (New Jersey) sevinç çığlıkları atarak kulelerin yıkılışını kameraya alırken halk tarafından görülen 5 İsrailli istihbaratçının tutuklanmasıydı. Bu kişiler tutuklandıktan sonra sessizce İsrail'e gönderildiler. Michael Chertoff İsrail televizyonunda bunların Mossad ajanı olduklarını ve “hadiseyi kaydetmekle görevlendirildiklerini” itiraf etti.

12 Eylül 2013 Perşembe

-Video- Dehşetengiz hile; Pentagon'a uçak düşmedi. İkiz Kuleleri CIA vurdu. Hedef Haçlı Seferi ilan etmek ve Ortadoğu'yu Büyük İsrail yapmaktı

ikiz kuleleri CIA vurdu
ikiz kuleleri CIA vurdu


Siyonistler, bütün yönetimini ellerinde tuttukları ABD'de, kendi yaptıkları saldırılar ile 11 Eylül 2001 günü çok büyük bir hile gerçekleştirdiler. Amerikan Savunma bakanlığı binası olan Pentagon'a uçak düşmedi, o gün tamiratta olan küçücük bir kısmında küçük çaplı bir bomba patlatıldı.

İkiz kulelere çarpan uçakları korsanlar değil, otomatik pilot sistemini ele geçiren CIA ajanları kullanıyordu. Uçaklarda korsanlar falan yoktu. Kulelerde ofisi bulunan CIA, yönetimini uzaktan ele geçirdiği sivil uçakları binalara yerleştirdiği sinyal yayıcılara çok geri mesafelerden nokta vuruşu ile kilitlemişti. Hiçbir pilotun bu şartlarda, bu uçakları, bu hızla giderlerken bu kulelere, bir de son anda kavis vererek çarptırmaya imkanı yoktu. Biraz gerilerde yaşanabilecek saniyelik bir sapma bile hedefe varana kadar yüzlerce metre sapmaya neden olacaktı.

Kuleler, uçakların yakıt tanklarının alev alması ve demir kolonları eritmesi nedeni ile yıkılmadılar. Kulelerin bodrum katlarında da çok özel bombalar patlatıldı. Bir çeşit zayıflatılmış nükleer bomba misali olan bu patlayıcılar binalarda kullanılan çelik maddesini lav tabakasına çevirdi. Binanın enkazına beş gün sonra bile gidenler, su gibi yol bulup akmakta olan demir eriğini gördüler. Kulelerin mimarı "Bu kulelerden birine art arda böyle üç uçak çarpsa bile yıkılmaları mümkün değil. Biz proje aşamasında uçak çarpma ihtimalini çok hesap ettik." dedi..

3 Eylül 2013 Salı

Terör örgütüydü baş tacı oldu; el Kaide'nin dönüşümü

el Kaide
el Kaide



"El Kaide ve ABD Politikasında Konsept Değişimi"


"Suriye krizinden evvel ABD El Kaide’yi Washington’un çok kritik menfaatlerini tehdit eden tehlikeli bir grup olarak kabul ediyordu. Ancak Suriye krizinden sonra bu konsept dönüşüme uğradı."

Press TV 

Suriye krizinden evvel ABD El Kaide'yi Washington'un çok kritik menfaatlerini tehdit eden tehlikeli bir grup olarak kabul ediyordu.  Ancak Suriye krizinden sonra bu konsept dönüşüme uğradı. 

El Kaide 2001 yılında ABD tarafından Afganistan'ın işgali koalisyonunu oluşturmak için ana bahane olarak kullanılsa da, şimdi Suriye'de Washington'un desteğinin tadını çıkarıyor. El Nusra Cephesi El Kaide'nin Suriye'deki kolu olduğunu resmen ilan etti ve Batı hala bu gruba ve bu Arap ülkesindeki diğer terörist gruplara yardım ve silah göndermeye devam ediyor. 

Gelişim meselesi bakımından, ifade hürriyeti, demokrasi ve insan hakları gibi kavramlar ABD ulusal çıkarlarına göre belirleniyor. İfade hürriyeti ancak Washington'un menfaatlerine karşı bir tehdit olmadığı sürece destekleniyor. Amerikalı muhbir Edward Snowden'in durumu ve Press TV gibi bağımsız haber kanallarının yasaklanmasına yönelik çabalar bunun örnekleridir.

30 Nisan 2013 Salı

O, bir CIA ajanından başka bir şey değildi; Usame bin Ladin... | Akademi Dergisi

11 eylül 2001, cia, el kaide, mossad, usame bin laden, akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, cnn, yaser arafat, bill clinton, gizlenen gerçekler, gerçek yüzü,

11 Eylül sabahı, haber kanalı CNN tarafından Dünya Ticaret Merkezi'nin kulelerinden birinin alevler içindeki ilk görüntüleri yayınlanmıştı. Bunun kaza mı, yoksa bir saldırı mı olduğu henüz bilinmezken, CNN spikerleri, Üsame Bin Ladin'in bu olaydan sorumlu olabileceğin­den bahsetmişlerdi. Zamanla bu hipotez, insanî açıdan kabul edilebilir tek açıklama olarak benimsenmiştir. Böylesi barbarca saldırıların, yalnızca, medenî dünyaya tamamen yabancı olan, Batıya karşı akıl almaz bir nef­retle dolu ve elleri kanlı birisinin eseri olabilirdi.

Bu ca­navar çoktan belirlenmişti bile: ABD'nin bir numaralı düşmanı Üsame Bin Ladin. Söylenti, ilk önce "genelde iyi bilgilere sahip" veya "soruşturmaya yakın kaynaklar­ca" basına verilen gizli bilgilerle beslenmiş, Colin Powell kamuoyu karşısında Bin Ladin'i "zanlı" olarak nite­lediğinde resmileşmiş veGeorge W. Bush onu suçlu ola­rak gösterdiğinde de dogma haline gelmiştir.

Bugüne kadar bu suçlama kamuoyu önünde açıklanmamıştı. Amerikan otoriteleri, Üsame Bin Ladin'in kendilerince itiraf niteliğindeki video kasetini yayınladıklarında, bu­nun yeterli olduğunu düşünerek, ispatlama ihtiyacı duymamışlardı.

Usame Bin Ladin (1), 1931'de Saudi Binladin Group'un (SBG) kurucusu olan şeyh Muhammed Bin Ladin'in elli dört çocuğundan birisidir. Suudi Arabistan'ın en büyük holdingi olan bu holding, cirosunun yarısını inşaat ve kamu işlerinde, diğer yarısını da mühendislik, gayri menkul, dağıtım, telekomünikasyon ve yayın alanların­dan elde ediyordu. Holding, İsviçre Yatırım Şirketi olan SİCO'yu (Saudi İnvestment Company) kurmuştur. Bu şir­ket de, Suudi National Commercial Bank'ın şubeleriyle birlikte birkaç şirket açmıştır. SBG, General Electric, Nortel Networks ve Cadbury Schvveppes'de önemli katı­lım paylarına sahiptir. ABD'deki sanayi faaliyetlerini, Muhammed el-Fayed'in eski kayınbiraderiAdnan Kaşık­çı temsil etmektedir. Holdingin parasal malvarlığı ise Cariyle Group tarafından idare edilmektedir.

Dr. Goebbels'in vasiyeti uygulama görevlisi, terörist Carlos'un koruyucusu ve Binladin Group'un danışmanı Nazi ban­kacı François Genoud, 1996'ya kadar Holding'in şubele­rini kurma işlerini gerçekleştirmişti. Binladin Group, Suud-Vehhabi rejiminin ayrılmaz bir parçasıdır; öyle ki çok uzun bir süre Mekke ve Medine gibi kutsal mekanların onarımının tek ve resmi müteahhidi olmuştur. Aynı şe­kilde Suudi Arabistan'daki ABD askeri üslerinin yapımı­nı ve Körfez Savaşı’ndan sonra Kuveyt'in inşaatını üst­lenmiş, Bağımsız Devletler Topluluğu pazarının büyük bir kısmını o almıştır. Şeyh Muhammed Bin Ladin'in 1968'de kaza sonucu vefatından sonra büyük oğlu Salem işlerin başına geçmiştir. Salem Bin Ladin de, 1988'de Teksas'ta vuku bulan bir uçak kazası sonucu vefat et­miştir. Artık Binladin Group, kurucusunun ikinci oğlu Bekr tarafından yönetilmektedir.

1957'de doğan Üsame, Kral Abdulaziz Üniversitesi İk­tisadi ve İdari Bilimler mezunudur. Zeki bir işadamı ola­rak bilinmektedir. Üsame Bin Ladin, Aralık 1979'da vasi­si Prens Türki el-Faysal el-Suud (1977’den 2001'e kadar Suud gizli servisleri müdürü) tarafından CIA'nın Afganis­tan'daki gizli harekatını, parasal olarak yönetmek için çağrılmıştır. On yıl içinde CIA, Sovyetler Birliği'ni başarı­sız kılmak için Afganistan'a 2 milyar dolar para yatırmış­tır; bu harekat, CIA'nın bugüne kadar gerçekleştirdiği en pahalı harekat olmuştur. Suud ve ABD servisleri, mili­tanları toplamış, bunları eğitmiş, silahlandırmış, Sovyetler'e karşı verilen savaşı bir cihad adı altında manipüle edip kullanmıştır.(2)

Üsame Bin Ladin, bu kural dışı dün­yanın ihtiyaçlarını "el-Kaide" (tam anlamıyla "üs") siste­mi üzerinden idare etmiştir.

Rusya'nın yenilgisinden sonra ABD, Kızıl Ordu'ya kar­şı savaşmak için Arap-İslam aleminin her bölgesinden topladıkları savaş liderlerinin ve mücahidlerin eline bı­raktıkları Afganistan'a karşı tamamen ilgisiz kalmıştır. Üsame Bin Ladin, o andan itibaren CIA için çalışmayı bı­rakmış ve bu savaşçıları kendi çıkarları için bir araya toplamıştır. 1990'da Suud Krallığı'na, laik Saddam Hüse­yin mürtedini, Kuveyt'ten çıkarmak için el-Kaide'yi kullan­mayı teklif etmiştir. Suudi Arabistan'ın, Baba Bush, Dick Cheney (o zamanlar Savunma Bakanı) ve Colin Powell (o zamanlar Genel Kurmay Başkanı) tarafından yönetilen ko­alisyonu tercih etmesinden hiç hoşlanmamıştır.

O andan itibaren İslamcılar iki gruba ayrılmışlardır: Amerikan-Suudi müttefiki ve muhalifi. Üsame Bin Ladin, Sudanlı lider Hassan el-Turabi'nin yönettiği ve araların­da Yaser Arafat'ın da bulunduğu Amerikan muhalifi gru­bun içinde yer almıştır. Birlikte Hartum'da Arap ve İslam Halkları Konferansı'na katılmışlardır.

1992'de ABD, BM'nin himayesi altında "umudu geri ge­tirmek" için (Restore Hope) Somali'ye çıkartma yapmış­tır. Birkaç eski Afganistan savaşçısı US GI'lere karşı ateş açmıştır. Düzenledikleri bu harekatta 18 Amerikan askeri ölmüştür. ABD, Usame Bin Ladin'i bu hadisenin so­rumlusu olarak göstermiş ve bunun üzerine ABD ordu­su, apar topar bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Arap-İslam kolektif tahayyülünde Bin Ladin, Sovyetleri yendikten sonra Amerikalıları da hezimete uğratan bir sembol haline gelmişti.

Tüm bunlardan sonra Üsame Bin Ladin, Suud vatan­daşlığından çıkarılmış ve Sudan'a yerleşmiştir. Aile bağ­larını koparmış ve 300 milyon dolar civarında olduğu dü­şünülen miras hakkını almıştır.(3) 

Bu parayı, birkaç banka, tarım-gıda ve yerel dağıtım şirketlerini kurmak için kul­lanmıştır.

Önce Albay Ömer Hasan el-Beşir'in sonra da Hassan el-Turabi'nin desteğiyle, Sudan'da çeşitli şirket­ler kurmuş, bir havaalanı ve bir çok yol inşa etmiş, bir boru hattı projesini hayata geçirmiştir. Bu dönemde Arap zamkı üretiminin çoğunluğunu denetlemekteydi. Bu yaptığı yatırımlara rağmen, Üsame Bin Ladin'i Başba­kan Hüsnü Mübarek'e yönelik suikast düzenlemekle suç­layan Mısır'ın baskısı sonucu 1996'da Sudan'dan sınır dı­şı edilmiştir. O da Afganistan'a dönmüştür.

Haziran 1996'da Suudi Arabistan'da Hobar Askeri Üssü'ne yapılan bir saldırıda 19 Amerikan askeri, hayatını kaybetti. ABD, Usame Bin Ladin'i bu eylemin finansörü olarak göstermiştir. Buna cevap olarak Üsame Bin La­din, ünlü "Arap yarımadasından putperestleri çıkartın" sözüyle Cihad silahını Amerika ve İsrail'e karşı çevir­miştir. (Burada yazar meşhur sözü derken "Onların sizi yurtlarınızdan çıkardığı gibi siz de onları yurtlarından çıkarın" şeklindeki ayeti kastediyor olabilir, çev.)

Böylece C1A ile birlikte Afganistan'da Rusya'ya karşı kullandığı "işgal altında bulunan İslam toprakları­nı kurtarmak, her Müslüman'ın kutsal görevidir" argü­manını bu kez ABD'ye karşı kullanmıştır. Tabi burada Sovyetlerin kanlı Afganistan işgaliyle Suudi Arabis­tan'daki ABD askeri üslerinin, yönetimin onayıyla yer­leşmiş olmasını birbiriyle mukayese etmek biraz güç­tür.

Milyarderin çağrısı Müslüman halklarda pek yankı bulmadığı için 1998'de Mısır lideri Eymen el-Zavahiri ile birlikte Yahudi ve Haçlılara Karşı Uluslararası İslami Cephe'yi kurdu.

7 Ağustos 1998'de iki saldırı, Darü's-Selam (Tanzan­ya) ve Nairobi (Kenya) Amerikan Büyükelçiliklerini yer­le bir etti; saldırı sonucunda 290 kişi öldü ve 4 bin beş yüzden fazla kişi yaralandı. Olayların hemen akabinde ABD, Üsame Bin Ladin'i bu saldırıları emretmekle suçla­dı. Saldırılara cevaben Başkan Bill Clinton, Afganis­tan'daki Celalabad'daki Hoşt kamplarına ve Sudan'daki El-Şifa İlaç Fabrikası'na savaş gemilerinden 75 füze fırlat­tı. Tüm bu gelişmeler üzerine FBI, Bin Ladin'i suçlu ilan etti ve başına beş milyon dolarlık bir ödül koymakla kal­mayıp bütün parasal mal varlığını dondurdu.

12 Ekim 2000'de, patlayıcı yüklü bir botla yapılan sal­dırıda Yemen'in Aden Körfezi'nde yolda kalanUS Cole destroyeri zarar gördü, 17 asker öldü ve 39'u da yaralandı. ABD, Usame Bin Ladin'i saldırıyı emretmekle suç­ladı.

8 Mayıs 2001'de Donald Rumsfeld, ABD'nin Bir Numa­ralı Düşmanı' nın bakteriyolojik ve kimyasal silahlara sa­hip olduğu gibi bir atom bombası hazırlığı içinde oldu­ğunu ve uzaya bir uydu göndereceğini açıkladı.

Frontline (PBS) Dergisi (4) ile mülakat yapan Milton Bearden (Seksenli yıllarda Sudan'da eski CIA görev başkanı ve ClA'nın Afganistan'daki gizli harekatlarının önemli sorumlularından.) şüphelerini şöyle ifade etmiştir: "Her şeyi böylesine aşırı bir şekilde basitleştirmek ve onunla [Usame Bin Ladin], son on yılda vuku bulan bütün terörist ey­lemler arasında ilişki kurmak, birçok Amerikalının [zekasına] hakarettir. Bu da müttefiklerimizin bizi bu konuda ciddiye almalarını pek sağlamıyor."

1994'de emekliliğe ayrıldığında tekrar konuşma özgürlüğüne kavuşan Milton Bearden, şöyle devam etmektedir:

"Bütün bu söyle­nenlerde birçok hayal ürünü unsur bulunuyor. Üsame Bin Ladin mitolojisidir bu. Şovun bir parçasıdır. Ulusal bir düşmanımız yok. "Kötülük İmparatorluğu"nun [Rusya] 1991'de yıkılmasından beri ulusal bir düşmanı­mız yok. Ve sanıyorum bunu seviyoruz. Hepimiz [gerçek terörizmin] dramatik bir şekilde karakter değiştirdiği bir dönemde, bu gizemli ve tuhaf uluslararası terörizmi se­viyoruz."

Her ne olursa olsun "the show must go on" (5): ABD, Usame Bin Ladin'i 11 Eylül saldırılarını emretmekle suç­ladı.

Şansölyeliklerin şüpheci yaklaşımı karşısında (NBC) televizyonunda yayınlanan Meet the Press adlı programın davetlisi olan Dışişleri Bakanı Colin Powell şunları ifade etmiştir: "Bütün adli bilgileri ve haberleri birleştirmek için çok gayret sarf ediyoruz. Sanırım yakın bir gelecekte, Bin Ladin'in bu saldırılarla ilişkisi olduğu­nu gösteren kanıtları açıkça ortaya koyan bir dokümanı yayınlayabileceğiz."(6) Bir çok kez bahsi geçen bu dokü­man hiç yayınlanmadı.

4 Ekim, İngiltere Başbakanı Tony Blair, Avam Kama­rasına Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen te­rörist canavarlıkların sorumluluğu başlıklı bir rapor sundu.(7) Raporda argüman olarak şunu okuyabiliriz: "Usame Bin Ladin'in yönettiği El-Kaide örgütü dışında 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirebilecek ve bunun için nedenle­ri olan başka hiçbir örgüt bulunmamaktadır."

Aynı gün Pakistan Dışişleri Bakanı Riyaz Muhammed Han, Amerikalıların, hükümetlerine ilettikleri"kanıtla­rın" "[Bin Ladin'i] adalet karşısına çıkarmaya yetecek te­melleri sunduğunu" açıkladı. Bu "kanıtlar" Savunmasının (Secret-Defence) olarak görüldüğü için hiçbir zaman kamuoyuna açıklanmadı.

7 Ekim, Amerikan ve İngiliz Büyükelçileri, ülkelerinin Afganistan'da başlattığı askeri harekatı BM'ye haber verdi.(8) Olayla ilgili olarak John Negroponte (ABD) şöyle yazdı: "Hükümetim, Afganistan'da Taliban rejimi tarafın­dan desteklenen El-Kaide örgütünün saldırılarda önemli rol oynadığını gösteren açık ve tartışılmaz bilgiler elde etmiştir." Bu "açık ve tartışılmaz" bilgiler, Güvenlik Kon­seyine hiçbir zaman sunulmadı.

10 Kasım, Sunday Telegraph, Üsame Bin Ladin'in saldı­rıları üstlendiği bir video-kasetin (20 Ekim'de çekilmiş) varlığını açıkladı: "İkiz kuleler meşru hedeflerdi. Ameri­kan ekonomik gücünün temel direklerinden birini oluştu­ruyordu. Bu olaylar, her açıdan muhteşemdi. Yok edilen yalnızca ikiz kuleler değil; aynı zamanda ülkenin morali­dir."

Bin Ladin video kasette Amerikan Başkanını ve İngil­tere Başbakanını tehdit ediyordu: "Bush ve Blair, şiddet­ten başka bir şeyden anlamıyorlar. Bizi her öldürdüklerinde, biz de onları öldürüyoruz, bunu da güçler arasında bir denge oluşması için yapıyoruz."

Avam Kamarası'na kasetin bir numunesini seyrettiğini bildiren Tony Blair, aynı gün bu açıklamaları doğruladı. Bu gizemli kaset, Bla­ir raporunun güncelleştirilmiş versiyonunda zikredilmiş­tir.(9) Aslında bu, El-Cezire haber kanalının gerçekleştirdiği ve CNN'in Ocak 2002'de yayınladığı bir mülakattır.

Fakat beklenmedik bir olay vuku buldu: 9 Aralık, Was­hington Post, yeni bir video kasetin varlığını "manşetten" haber verdi.(10) 

Bir numaralı düşmanın bir yakını tarafın­dan 11 Eylül günü çekilmiş olan kasette Usame Bin La­dinin olaylara gösterdiği tepkiler görüntülenmiş, böyle­ce saldırıların planlanmasındaki sorumluluğu ABD'nin gözünde kesinleşmişti. Adı verilmeyen resmi bir şahsi­yetin sözlerini aktaran Reuter'e göre El-Kaide'nin lideri, kasette hava korsanlarının birçoğunun kamikaze olma­dıklarını ve öleceklerini bilmediklerini söylemiştir.

This Week"in (ABC) misafiri oları Savunma Bakanı Yardımcısı Paul WoIfowitz şu yorumu getirmiştir: "İğ­rençlik. Demek istiyorum ki binlerce masum insanı öl­dürmekten kıvanç duyan ve hoşlanan bir adam bu. Bun­lar onun hakkında bildiğimiz her şeyi teyit ediyor. Bura­da yeni veya şaşırtıcı bir şey yok. Sadece bir teyittir. Di­lerim bu da ABD'nin veya başka birisinin suçlu olduğu­nu söyleyen komplo teorisi saçmalıklarını tamamen susturacaktır.” (11)

Bu kaset Pentagon tarafından 13 Aralık 2001'de yayınlandı. Üsame Bin Ladin bu kasette gerçeklerden çok uzak olduğunu bildiğimiz olayların resmi versiyonuna noktası noktasına uygun olan "itiraflar"da bulunur.

"Uçağın yakıtında meydana gelen yangının [Dünya Ti­caret Merkezi’nin] metalik yapısını eriteceğini ve çarpış­manın olduğu yeri ve üst katlarını yıkacağını düşünmüş­tüm. Bu kadarını umut ediyorduk. (...) 0 gün için işimizi bitirmiş ve radyoyu açmıştık. (...) Washington'dan ha­ber almak için radyo kanalını değiştirmiştik. Haber prog­ramı normal yayınına devam ediyordu. Saldırıdan sade­ce programın sonunda bahsedildi. O zaman gazeteci, bir uçağın Dünya Ticaret Merkezi'ne vurduğunu haber ver­di. (...) Bir süre geçti, sonra Dünya Ticaret Merkezi'ne ikinci bir uçağın çarptığını söyledi. Haberi duyan kardeş­ler mutluluktan çılgına dönmüştü. (...) Eylemi yapan kar­deşlerin bildikleri tek şey şehit olacakları bir eylem dü­zenleyecekleriydi ve her birinden Amerika'ya gitmeleri­ni istedik, ama eylem hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı, tek bir kelime bile. Eğitim görmüşlerdi. Ama onlara ey­lem hakkında uçaklara binene kadar hiçbir şey söyleme­dik. (...) Birinci uçak binaya çarptığında delice sevindiler ve onlara şöyle dedim: "Sabırlı olun" (...). Kuleye çarpan birinci uçak ile ikinci uçak arasındaki süre yirmi dakika­lıktı ve birinci uçak ile Pentagon'a düşen uçak arasında­ki zaman bir saatti."(12)

Ajan Bin Ladin hem yakıttan dolayı kulelerin yıkılma­sını, hem kamikaze ekip hikayesini, hem de Pentagon'da vuku bulan crash'ın(çarpmanın) hikayesini doğrulamış ve apaçık olanı yalanlamak için büyük özen göstermiştir. Video kaset, arkadaşının şu yorumuyla bitmiştir: "[Amerikalılar] kor­kudan donmuşlardı ve bir darbe olduğunu sanmışlardı". Bunu, ABD'nin bir numaralı düşmanı söylüyorsa artık...

11 Eylül saldırılarında sabıkalı Üsame Bin Ladin'in suçluluğu artık kuşku uyandırmamaktadır; çünkü olma­mış eylemleri bile itiraf etmiştir. Bizi burada ilgilendiren Bin Ladin CIA ile ilişkilerini gerçekten kesmiş miydi ve Amerika'nın düşmanı olmuş muydu?

1987'den 1998'e kadar El-Kaide savaşçılarının eğitimi, ABD ordusuna girmiş olan Mısırlı subay Ali Muhammed tarafından yönetilmekteydi. Muhammed, nüfuz ağlarının -yani staybehind- en gizli üyelerinin eğitim aldıkları John Kennedy Special Warfare Center and School'da ve aynı zamanda da ilginç bir şekilde özel US Force subay­larına ders vermekteydi.(13)

Amerikan Gizli Servisleri Gü­venlik Kurallarını iyi bilen -ki bu kurallar ajanların birbir­lerini sürekli denetlemesini öngörmektedir- Ali Muhammed'in, anlaşılmadan aynı anda hem ABD'deki bir aske­ri üstde hem de Sudan'da ve Afganistan'da El-Kaide kamplarında çalışabilmesi mümkün müdür? 1998 sonla­rında Ali Muhammed'in medyatik bir şekilde tutuklan­ması, stay-behind'in El-Kaide savaşçılarını eğittiğini ört-bas etmeye kafi olmamıştır. Dolayısıyla Usame Bin La­din'in en azından 1998'e kadar CIA adına çalıştığı ortaya çıkmıştır!

Üsame Bin Ladin efsanesinin baştan sona CIA tarafın­dan üretilmiş bir paravan olduğunu görmemek mümkün mü? Böylece bizlere, Bin Ladin'in yirmi kişilik bir savaş­çı grubuyla dünyanın en güçlü ordusunu Somali dışına postaladığına inandırmaya çalışmışlardır!

Nairobi ve Darüs-Selam saldırıları Amerika karşıtı ey­lemler olarak sunuldu. Oysa Darüs-Selam'da ölen 11 ki­şiden hiçbiri Amerikalı değildi ve Nairobi'de ölen 293 ki­şiden sadece on ikisi Amerikalıydı. Bu sahte Amerika karşıtı saldırıları düzenleyenler, bunun sonuçlarını baş­kalarına ödetmekte itina göstermişlerdir.(14)

Aslında CIA, Sovyetler'e karşı yaptığı gibi Rus etkisine karşı Usame Bin Ladin'in hizmetlerine başvurmaya devam etmiştir. Başarı gösteren bir ekip tabi ki değişti­rilmez. 1999'da Belgrat dikta rejimine karşı Kosova is­yancılarını desteklemek için "Arap birliği" El-Kaide'yi kullanmıştır.(15 )

New York Times'ın (16) da teyit ettiği gibi bu örgüt en azından Kasım 200l'e kadar Çeçenistan'da iş­levseldi. Bin Ladin'in Amerika'ya karşı sözüm ona düş­manlığı, Washington'un bu karışık işlerdeki sorumluluk­larını inkar etmesini sağlamıştır.

CIA ile Bin Ladin arasındaki ilişki, 1998'de kesilmedi.

Bin Ladin, ciddi bir hastalık sonucu 4-14 Temmuz tarih­leri arasında Dubai'deki Amerikan hastanesinde tedavi görmüştür. "Hastanede bulunduğu sürede ailesinden üyeler, Suud ve Emirlikler'den önemli şahsiyetler [onu] ziyaret etmiştir. Yine bu dönemde Dubai'de birçok kişi­nin tanıdığı CIA bölge temsilcisinin, Üsame Bin Ladin'in odasına gitmek üzere büyük asansöre bindiği görülmüş­tür." diye yazmıştır Le Figaro (17)

"11 Eylül saldırılarından bir gece önce Üsame Bin La­din Pakistan'da bulunuyordu. (...) Diyaliz makinesine girmek için gizlice Ravalpindi'deki askerî bir hastaneye alınmıştır." diye aktarmıştır CBS'in muhabiri.(18)

ABD'ye ve İsrail'e karşı Cihad ilan etmiş olan, FBI'in başına 5 milyon dolarlık bir ödül koyduğu, Afganistan terörist eğitim kamplarında bulunduğu düşünülerek sa­vaş gemisinden gönderilen füzelerle üzerine bombalar yağdırılan adam, CIA bölüm şefi ile görüştüğü bir Ame­rikan hastanesinde tedavi görmüş ve Rawalpindi'de Pa­kistan ordusunun koruması altında diyaliz makinesine girmiştir.

Bu üçkağıtçılık, Bin Ladin'in yakınlarını ve El-Kaide'nin savaşçılarını da kuşatmaktadır. Örneğin Ameri­kan resmi versiyonuna göre El-Şifa İlaç Fabrikası (Su­dan), Bin Ladin tarafından toplu ölümlere neden olacak kimyasal silahlar yapmakta kullanılmıştır. Bu yüzden 1998'de US Air Force, fabrikayı bombalamıştır. Oysa, yı­kıntıları incelemeye giden uluslararası gözlemciler, bu fabrikanın aspirinden başka bir şey üretmediğini göz lemiemişlerdir. Bu fabrika, Usame Bin Ladin ve Salah Idris'e aitti. CIA, Salah İdris'i kimyasal silah üretmekle ve Mısır'daki İslamî Cihad'ı parasal olarak desteklemekle suçlamıştır. Salah Idris'in maddi varlığını dondurmuş­tur, fakat Mayıs 1999'da gizlice bu cezayı kaldırmıştır. Günümüzde "Terörist" Salah İdris, offshore şirketi Glo­bal Security Systems aracılığıyla, İES Digital Systems'in % 75'ine ve protec'in % 20'sine sahiptir. Bununla bera­ber Baron Cox'un meclise bildirdiği gibi İES Digital Systems, şu an, İngiliz hükümetsel ve askeri alanların video denetimini sağlamaktadır.(19) Protec de 11 İngiliz nükleer santralinin güvenliğini sağlamaktadır.

FBI'nın, 11 Eylül kamikaze komandolarının başı ol­makla suçladığı ve banka hesabı aracılığıyla eylemleri fi­nanse ettiği söylenen Muhammed Atta'ya gelince, onun da ilginç bir şekilde Pakistan gizli servislerinin (İSİ) -ki bu servis CIA'nın şubesi olarak kabul edilir- ajanı olduğu ortaya çıkmıştır.(20)

"Temmuz 2001'de İSİ'nin Müdürü Ge­neral Ahmed Mahmud, Muhammed Atta'ın Amerika’da­ki hesabına 100 bin dolar havale etmiştir." diye bildir­miştir Times of İndia.(21)

Bu açıklama, ABD'de hiçbir soru­ya neden olmamıştır. En fazla general Mahmut'tan emekliliğe ayrılması istenmiştir; üstelik kendisinin yeri­ne geçecek kişiyi seçme hakkı bile tanınmıştır.

ABD'nin Bin Ladin'e karşı aldığı tedbirler ise yukarıdaki bilgilerden daha inandırıcı değildir. El-Kaide eğitim kamplarına ve El-Şifa Fabrikası'na, askeri gemilerden atı­lan 75 füze (22), 21 İslamcı savaşçıyı öldürmüştür; bu da Nairobi ve Darüs-Selam’da ölen iki yüz doksan sekiz ki­şiye göre pek orantılı bir zayiat değildir.

"Soğuk Savaş döneminden beri Washington, bilinçli olarak Usame Bin Ladin'i desteklemiş ve aynı zamanda da FBI'nın en çok aranan kişiler listesine koymuştur. Oy­sa, mücahidler, ABD adına Balkanlar'da ve eski Sovyet Rusya'da silahlı ayaklanmalara katılırken FBI'ya da, Usa­me Bin Ladin'i tutuklayıp ABD'ye götürme ve terörizme karşı mücadele etme görevi verilmiştir. Açıktır ki burada hem birbirine ters düşen olaylar hem de vatandaşlara karşı yalancı bir siyasetin izlenmesi söz konudur; çünkü CIA, Rusya-Afganistan savaşından beri gizli harekatları aracılığıyla uluslararası terörizmi desteklemektedir."(23) diye yazmıştır Ottowa Üniversitesi Profesörü Michel Chossudovsky.

Bir yandan Üsame Bin Ladin ABD'nin düşmanı değil de ajanıdır; diğer yandan da Bush Aailesinin de önemli ticari ortağı olan kendi ailesiyle asla bağlarını koparmamıştır. (24)

Saudi BinLadin Group'un (SBG) parasal mal varlığı­nın Cariyle Group tarafından idare edildiğini daha önce söylemiştik.

1987'de kurulmuş olan Cariyle Group, 12 milyar do­larlık bir sermayeyi yönetmektedir. Seven Up'da (Cadbury, Schvveppes'in şişelenmesini sağlamaktadır), Fede­ral Data Corporation'da (örneğin Federal Aviation Admi-nistration'un sivil hava trafik denetim sistemini donatmıştır) ve United Defence Industries INC.'de (Amerikan, Türk ve Suud ordularının en önemli donatıcısıdır) önem­li hisselere sahiptir. Denetlediği şirketler aracılığıyla Cariyle Group, Amerikan silahlanma şirketlerinin 11. sı­rasında yer almaktadır.

1990'da Cariyle Group, zorla fon almakla suçlanmıştı. Cumhuriyetçi partinin bir lobicisi olan Wayne Berman, Bush'un seçim kampanyasını finanse etmek için şantaj yaparak Amerikan emeklilik fonlarından para almıştır; bu fonlardan biri, Connecticut dahilinde kamu sözleş­mesi elde etmek için Cariyle Group'a 1 milyon dolar ver­meyi kabul etmişti.

Bu idare fonu, Frank C. Carlucci (eski CIA müdür yar­dımcısı, sonra da Savunma Bakanı olmuştur) tarafından yönetilmektedir. Danışmanı James A. Baker III (Başkan Reagan'nın kabinesinin eski bakanı, sonra Hazine'de Ba­kan, son olarak da Baba George Bush döneminde Devlet Bakanı) ve Richard Darman'dır (Bütçe eski müdürü). Dış ülkelerde kendini temsil etmek için Cariyle Group, John Major'a (25) (eski ingiltere Başbakanı) ve Baba George

Bush'a (26) (CIA'ın eski müdürü, sonra da ABD Başkanı) başvurmuştur.

Cariyle Group'un diğer yöneticileri arasında Halid Bin Mahfuz'un vekili Sami Mübarek Baarma'ya ve Talat Osman adında birine rastlamaktayız. Bu iki kişi şu anki ABD Başkanı'na doğrudan bağlıdırlar.

George W. Bush, kişisel servetini, Harken Energy Corporation'un başındayken elde etmiştir.(27) Bu küçük Teksas petrol şirketi, Başkan Baba George Bush döneminde pazarlığı yapılan Amerikan-Kuveyt sözleşmelerinin iade komisyonları (retrocommission) olarak Bahrain'ın pet­rol imtiyazlarını almıştır.(28) Bu işlem tabi ki tamamen il­legaldi.

Halid Bin Mahfuz, Harken'de % 11,5 oranında hisse­dardı. Hisseleri vekillerinden biri olan Abdullah Taha Bamhsh tarafından "idare edilmekteydi". Talat Osman idareciydi. Usame Bin Ladin'in ağabeyi Salem ise Harken yönetim kurulunda Amerikan vekili James R. Bath ile temsil edilmekteydi.

Bu küçük âlem (Bush ailesi, siyasi minnettarları ve bunların finans ortaklan ve olmazsa olmaz CIA), ilk manipülasyonlarını gerçekleştirmekteydiler. 90’lı yılların devasa banka skandalının merkezinde buldular kendile­rini: BCCI'nin iflası (29)

Bank of Credit and Commerce İnternational (BCCI), 73 ülkede mevcut olan İngiliz-Pakistan ortağı bir kuru­luştu. Üç büyük aile bu bankanın sahipleriydi: Çokallar (Pakistan), Bin Mahfuzlar (Suudi Arabistan) ve Geith Pharaon (30) (Abu Dabi).

Bu şirket, Ronald Reagan tarafından, İran hükümetini yozlaştırmak amacıyla Tahran Büyükelçiliği'nde tutulan rehinelerin serbest bırakılmasını geciktirip Jimmy Carter'in, başkanlığının son dönemini sabote etmek için kul­lanılmıştır ("Ekim Sürprizi" adı verilen operasyon). Son­ra ClA'nın eski müdürü ve eski Başbakan Baba George Bush'un dolduruşuna gelen Reagan yönetimi, Suudi ba­ğışlarını Nikaragua'nın Conra'larına ve CIA'nın paraları­nı da Afganistan'daki mücahidlere aktarmak için BCCI'yi kullanmıştır. BCCI aynı zamanda Suriyeli trader Sarkis Sarkenalian'ın silah kaçakçılığına, ABD'deki Keatinga skandalına, trader Marc Rich meselesine, Ebu Nidal grubunun finansmanına, vs. bulaşmıştır.

Sonuç olarak Medellin kartelinin parasını da akladığı ortaya çıkınca ban­ka batmıştır. Banka kapılarını kapattığında 1 milyon mudiyi dolandırmıştır.

BCCI'nin CIA tarafından manipüle edilmiş olması ve­ya yaratılmış olması şaşırtmamalıdır, iş hukukçuları ve Wall Street courtierleri tarafından OSS'nin kuruluşun­dan beri Amerikan gizli servislerinde uzun bir banka ge­leneği vardır. CIA'nın iki eski müdürü Richard Helms ve William Casey, aynı zamanda CIA'nın iki ünlü eski ajanı Adnan Kaşıkçı (31) (Suudi BinLadin Group'un ABD temsil­cisi) ve Manucher Ghobanifar (Irangate meselesinin ola­yının en önemli aracısı), BCCI ile çalışmıştır. Burada Ke­mal Adham'dan (Kral Faysal'ın kayınbiraderi ve 1977'ye kadar Suud gizli servisleri şefi), Prens Türki el-Faysal el-Suud'dan (1977'den Ağustos 200l’e kadar Suud gizli ser­visleri şefi ve Üsame Bin Ladin'in koruyucusu) ve Abdui Rauf Halil'den (Suud gizli servisleri müdür yardımcısı) hiç bahsetmeyeceğiz.

BCCI'nin Fransa'da da karanlık bir rol oynadığını bu­rada hatırlatalım. BCCI, Amerikan-Fransız nükleer tekno­lojisinin Pakistan'a akmasını ve rehinelerin serbest bıra­kılması için yapılan ödemeyi gizlemeye yaramıştır. Char­les Pasqua'ya yakın bir işadamı olan Dominique Santini, dışarıda BCCI'de oynadığı rolden (32) dolayı suçlu bulun­muştur. Aynı zamanda Fransa'da Elf-Thinet olayıyla ilgi­li olarak sorgulanmıştır. Bankanın parçalanmasından üç yıl sonra, Sawari-II sözleşmesi düzenlemesi esnasında aracılık rolünü bankanın eski yöneticileri üstlenmiş ve Edouard Balladur'ün Cumhurbaşkanlık seçimlerini fi­nanse edecek bir iade komisyon (retrocommission) sis­temini geliştirmişlerdir. Suudi Arabistan'a yapılan bu hücumbotlarının satışıyla ilgili ortaya çıkan sorular, Jacques Chirac'ı Elysee'ye çıkar çıkmaz, Edourd Balladur döneminde Savunma Bakanı olan François Leotard'ı din­lemeye almaya itmiştir.

BCCI, Saudi BinLadin Group'un İsviçre Şubesi SİCO (33) ile sıkı ilişkiler içindeydi ve bu şirketin yöneticileri arasında Usame Bin Ladin'in kardeşlerinden biri olan Salem bulunmaktaydı.

BCCİ'nin iflasının sorumlusu olarak kabul edilen Halid Bin Mahfuz, ABD'de, 1992 yılında ceza almıştır. 1995'de kendisine verilen suç kanıtlarını kaldırmak için bankanın alacaklılarına 245 milyon dolar vermeyi kabul etmiştir.

Birçok yüksek Amerikan görevlisinin öne sürdüğü gi­bi Bin Ladin ailesi, Üsame Bin Ladin ile ilişkide kalmaya ve siyasi faaliyetlerini finanse etmeye devam etmekteyse, bu demektir ki Saudi BinLadin Group'un parasal ya­tırımlarını idare eden Cariyle Group da delit d'inite/bilen kişi suçlarına karışmıştır.

Baba George Bush, 11 Eylül 2001 borsa manevralarından yararlanan mutlu kişi­lerden biridir. Bu da FBI'ın ve IOSCO'nun soruşturma­nın parasal bölümünü kapamaları için iyi bir bahane­dir.

Kaynak: Dehşetengiz Hile / Pentagon’a uçak düşmedi, Thierry Meyssan, medcezir yayınları

Dipnotlar;

1- Bir kaç eser Üsame Bin Ladin'in hayatını konu almıştır. Birçoğu ciddi bir ince­lemeden ziyade daha çok propaganda mahiyetinde veya sansasyon yaratmayı amaçlamaktadır. Yossef Badansky'nin [Bodansky aynı zamanda Kongrede danışmandır] Bin Laden, the Man who Declared War on America (Prima Publishing yay., 1996) veya Roland Jacquard'ın Au nom d'Oussama Ben Laden (Jean Picollec yay.. 2001) gibi kitaplar, istihbarat servislerinin yayınlanmamış ve dolayı­sıyla teyit edilemez bilgileri temel almaktadır. Daha ciddi eserlerse şunlardır: PBS'nin Frontline magazini, Hunting Bin Laden (2001) ve İnside the Tenor Net-work (2002). Bu metinlerin tamamı için bkz.:http://www.pbs.org/wgbh/pages/frontline/shows

2- bkz. Les Dollars de la terreur, les Etats-Unis et les islamistes, Richard Laberı viere (Grasset yay., 1999) ve Jihad, expansion et dedin de l'islamisme, Gilles Kepel (Gallimard yay., 2000).

3-Üsame Bin Ladin'in finans yatırımları için bkz. Ben Laden, la Verite interdıte, Jean-Charles Brisard ve Guillaume Dasquie (Denoel yay., 2001). Türkçeye bu kitap "Yasaklanmış Gerçek: Bin Ladin" ismiyle çevrilmiştir. Anka Yayınları, 2 Mayıs 2002

4- Hunting bin Laden, Frontline (PBS, 2001): http://www.pbs.org/wgbh/pages/frontline/shows

5-"Şov devam etmeli".

6-Meet the Press, NBC, 23 Eylül 2001: http://www.state.gov/secretary/rm/2001/index.cfm?docid=5012

7-Responsability for the Terrorist Atrrocities in the United Staies, 11 September

2001, yazan Tony Blair (birinci versiyonu): http://www.number10.gov.uk/evidence.htm

8-Büyükelçi Negroponte'un Güvenlik Konsey başkanına gönderdiği mektup.

ONU S/2001/946 nolu doküman. Bkz. Büyükelçi Eldon"un mektubuna ONU

S/2001/947.

9- Responsability for the Terrorist Atrrocities in the United Staties. 11 September 2001, yazan Tony Blair (ikinci versiyonu): http://www.pm.gov.uk/file.asp7file-id=2590

10- -New Take Points to Bin Laden, yazan Walter Pincus ve Karen DeYoung. in The Washington Post. 9 Aralık 2001: http://www.washintgonpost.com

11-The Week, ABC, 9 Aralık2001.

12-İçişleri Bakanlığı tarafından verilen kasetin transkripsiyonu kitabımızın ekinde yer almaktadır.

13-The Masking of a Militant, yazan Benjamin Weiser ve James Risen, in The New York Times, 1 Aralık 1998.

14-Terrorism: US Response to Bombing in Kenya and Tanzania, a New Policy Direction?, Yazan Raphael Perl, Congressional Research Service (The Library of Congres, 1 Eylul 1998): http://www.house.gov/crstmp/98-733.pdf; ve Signifi­cant Incidents of Political Violence Againts Americans, içişleri Bakanlığı (1998): http://www.ds-osac.org/publications/documents/sig1998.pdf

15-Osamagate. yazan Michel Chossudovsky, Center Research on Globalisation, 9 Ekim 2001: http://www.globalresearch.ca/articles/CHO110A.html ve Les Sol-dats de Ben Laden en Bosnie et au Kosovo, yazan Kosta Christich. in Balkans-info. Ekim 2001.

16-War on Terror Casts Chechen Conflict in a New Light, yazan Michael Wines, in The New York Times, 9 Arahk 2001: http://www.nytimes.com

17- La CIA a rencontre Ben Laden a Dubai en juillet yazan Alexandra Richard, in Le Figaro, 31 Ekim 2001

18- Hopital Worker: I Saw Osama, yazan Barry Petersen, CBS, 29 Ocak 2002:

http://www.cbsnews.co

19-Terror links TV's guard UK, yazan Antony Barnett ve Conal Walsh, The Ob­server, 14 Ekim 2001 ve ayni yazarlardan inquiry Call Over Compagny Guarding UK Nuclear Plant, The Observer, 4 Kasim 2001. http://www.observer.co.uk.

20-Pakistan's Inter-Service intelligence (ISI), yazan B. Raman, South Asia Analysis Group, Paper 287, 1 Agustos 2001, http://www.saag.org. 

21-india Helped FBI Trace ISI-Terrorist Link, Times of India, 9 Ekim http://www.timesofindia.com

22-BGM-1009 Tomahavvks füzeleri, General Dynamics ve McDonnell Douglas tarafındanüretilmektedir. Modellere göre Amerikan ordusuna 600 000 ve 1 200 000 dolar civarında fatura edilmektedir. Bu operasyonda kullanılan cephanenin maliyeti 45 ve 90 milyon dolar civarındadır.

23-Oui est Oussama Ben Laden? Yazarı Michel Chossudovksy, L'Autre Journal, Ekim 2001. Bu makaleyi şu adreste bulabilirsiniz: http://www.globalrese-arch.ca/articles/CHOl09E.html.

24-Bu ilişkileri ayrıntılı olarak şu makalemizde inceledik: Les liens financier oc-cultes des Bush et des Ben Laden, in Notes d'information du Reseau Voltaire, 16 Ekim 2001. Bu anketimiz Meksika'da şu başlıkla yayınlanmıştır: Lazos finan-cieros unene a las familias Bush y Bin Laden, Proceso, 21 Ekim 2001.http://www.proceso.commx/1303/1303n19.html.

25- John Majör Link to Bin Laden Dynasty. in Sunday Herald, 7 Ekim 2001.

26-Bush of Arabia, in The Nation, 27 Mart 200 ve Elder Bush in Big GOP Cast Toiling for Top Equity Firm, in The New York Times, 5 Mart 2001. 

27-Harken Energy Corparation'un onceki adi Arbusto.

28-Fuel for Fantasy, in Forbes 3 Eylul 1990; ve Ex-Bush Aide Turns to Stumping for Kuwait.. While Jr. Reaps Oil Windfall, in The Guardian, 12 Aralik 1990.

29-BCCI skandalı bir çok kitabın konusu olmuştur. Biz daha çok şu kaynaklardanyararlandık: The BCCI Affair, report by Sen. Joseph Kerry (D-Mass) and Sen. Hank Brown (R-Colo) to the Senate Committee on Foreign Relations, Subcom­mittee on Terrorism, Narcotics and International Operations, 30 Eyliil 1992. Metnin tumunu şu adreste bulabilirsiniz: http://www.fas.org/irp/congress/1992_rpt/bcci.

Bir de bkz. Evil Money, Encounters along the Money Trial, yazan Rachel Ehrenfeld (Harper Buisiness yay., 1992), False Profits, The inside Story of BCCI, The World's Most Corrupt Financial Empire, yazan Peter Truell ve Larry Gurwin (Houghton yay., 1992), A Full Service Bank, How the BCCI Sto­le Billions Around the World (Simon & Schuster yay., 1992), The Outlow Bank, A Wild Ride into the Secret Heart of BCCI, yazan Jonathan Beaty ve S.C. Gwynne (Random House yay., 1993) ve Bankrupt, the BCCI Fraud, yazan Nick Kochan & Bob Whittington (Victor Gollacz ltd. yay., 1991).

30-Gaith Pharaon'un Fransa temsilcisi Farid Djouhri Ekim 2001 doneminde Le Figaro veLe Monde gazetelerinde iki reklam sayfası satin almştır. Bu iletişim operasyonu Gaith Pharaon ile Usame Bin Ladin arasmda ki ilişki bulunmadıgını göstermeyi amaçlamaktaydı. Bununla beraber Gaith Pharaon BCCI olayından beri FBI ve IRS tarafından tutuklanma emri altında bulunmaktadır. Eski başbakan Carlos Menem'in de bulaşmış bulundugu bir silah kaçakçılığı meselesinden dolayı Arjantin'de de aranmaktadır. Bkz. Gaith Pharaon s'offre la presse franga-ise, in Intelligence Online, 18 Ekim 2001.http://www.intilligenceOnline.fr.

31-Adnan Kashoggi, The Richest Man in the World, yazan Ronald Kessler (War­ner Books Inc. Yay. 1986)

32- L'enigme Pasqua, yazan Th. Meyssan (Golias yay., 2001)

33-SICO'nun ilk adi CYGNET idi.

Bu ay öne çıkanlar