30 Nisan 2013 Salı

Bu kafayla PKK savaşı bitmez

Bu kafayla PKK savaşı bitmez
Bu kafayla PKK savaşı bitmez


1. PKK, üç beş çeteci ve çapulcu değil, bir gerilla ordusudur.
2. Gerilla savaşları konvansiyonel orduyla, konvansiyonel savaş metotlarıyla kazanılamaz.
3. PKK'yı bitirmek için tamamen profesyonel (Mânen ve maddeten)vasıflı, güçlü ve üstün bir anti-gerilla ordusu kurulmalıdır.
4. PKK'yı başlangıçta derin TC, derin istihbarat, bir kısım derin egemen azınlıklar, derin Kriptolar kurdurtmuştur.
5. Resmî ideoloji ve vesayet rejimi varken PKK terörü ve savaşı bitmez.
6. Otuz senedir PKK savaşları ve terörü sürüyor, bir türlü bitirilemiyor. Birileri bunu bitirmek isteyeni bitiriyor.
7. PKK'ya Türk ordusunun silahlarını ve cephanelerini kimler vermişse, onlar bulunup cezalandırılmadıkça bu savaş bitmez.
8. PKK'nın gölgesinde uyuşturucu ticareti yapıp zengin olanlar ellerini kollarını sallayarak dolaştıkça bu savaş bitmez.
9. Müslüman Türkiye'de, M. Kemal'in ölümünden sonra çıkartılmış anti-İslamî Kemalist ideoloji yürürlükte kaldığı müddetçe PKK terörü bitmeyecektir.
10. PKK'nın arkasında "bir kısım" Ermeniler, Siyonistler, Kriptolar, Pakraduniler, Dönmeler, Haçlılar, Misyonerler, Emperyalistler, Sömürgeciler, AB'ciler, ABD'ciler vardır. Bu gerçek bilinmeden ve gereken çare ve çözümler bulunup hayata geçirilmeden PKK bitmez.
11. PKK terörü ve savaşı konusunda, neticelerin ötesinde sebeplere ulaşıp onları nötralize etmedikçe bu savaş bitmeyecektir.

O, bir CIA ajanından başka bir şey değildi; Usame bin Ladin... | Akademi Dergisi

11 eylül 2001, cia, el kaide, mossad, usame bin laden, akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, cnn, yaser arafat, bill clinton, gizlenen gerçekler, gerçek yüzü,

11 Eylül sabahı, haber kanalı CNN tarafından Dünya Ticaret Merkezi'nin kulelerinden birinin alevler içindeki ilk görüntüleri yayınlanmıştı. Bunun kaza mı, yoksa bir saldırı mı olduğu henüz bilinmezken, CNN spikerleri, Üsame Bin Ladin'in bu olaydan sorumlu olabileceğin­den bahsetmişlerdi. Zamanla bu hipotez, insanî açıdan kabul edilebilir tek açıklama olarak benimsenmiştir. Böylesi barbarca saldırıların, yalnızca, medenî dünyaya tamamen yabancı olan, Batıya karşı akıl almaz bir nef­retle dolu ve elleri kanlı birisinin eseri olabilirdi.

Bu ca­navar çoktan belirlenmişti bile: ABD'nin bir numaralı düşmanı Üsame Bin Ladin. Söylenti, ilk önce "genelde iyi bilgilere sahip" veya "soruşturmaya yakın kaynaklar­ca" basına verilen gizli bilgilerle beslenmiş, Colin Powell kamuoyu karşısında Bin Ladin'i "zanlı" olarak nite­lediğinde resmileşmiş veGeorge W. Bush onu suçlu ola­rak gösterdiğinde de dogma haline gelmiştir.

Bugüne kadar bu suçlama kamuoyu önünde açıklanmamıştı. Amerikan otoriteleri, Üsame Bin Ladin'in kendilerince itiraf niteliğindeki video kasetini yayınladıklarında, bu­nun yeterli olduğunu düşünerek, ispatlama ihtiyacı duymamışlardı.

Usame Bin Ladin (1), 1931'de Saudi Binladin Group'un (SBG) kurucusu olan şeyh Muhammed Bin Ladin'in elli dört çocuğundan birisidir. Suudi Arabistan'ın en büyük holdingi olan bu holding, cirosunun yarısını inşaat ve kamu işlerinde, diğer yarısını da mühendislik, gayri menkul, dağıtım, telekomünikasyon ve yayın alanların­dan elde ediyordu. Holding, İsviçre Yatırım Şirketi olan SİCO'yu (Saudi İnvestment Company) kurmuştur. Bu şir­ket de, Suudi National Commercial Bank'ın şubeleriyle birlikte birkaç şirket açmıştır. SBG, General Electric, Nortel Networks ve Cadbury Schvveppes'de önemli katı­lım paylarına sahiptir. ABD'deki sanayi faaliyetlerini, Muhammed el-Fayed'in eski kayınbiraderiAdnan Kaşık­çı temsil etmektedir. Holdingin parasal malvarlığı ise Cariyle Group tarafından idare edilmektedir.

Dr. Goebbels'in vasiyeti uygulama görevlisi, terörist Carlos'un koruyucusu ve Binladin Group'un danışmanı Nazi ban­kacı François Genoud, 1996'ya kadar Holding'in şubele­rini kurma işlerini gerçekleştirmişti. Binladin Group, Suud-Vehhabi rejiminin ayrılmaz bir parçasıdır; öyle ki çok uzun bir süre Mekke ve Medine gibi kutsal mekanların onarımının tek ve resmi müteahhidi olmuştur. Aynı şe­kilde Suudi Arabistan'daki ABD askeri üslerinin yapımı­nı ve Körfez Savaşı’ndan sonra Kuveyt'in inşaatını üst­lenmiş, Bağımsız Devletler Topluluğu pazarının büyük bir kısmını o almıştır. Şeyh Muhammed Bin Ladin'in 1968'de kaza sonucu vefatından sonra büyük oğlu Salem işlerin başına geçmiştir. Salem Bin Ladin de, 1988'de Teksas'ta vuku bulan bir uçak kazası sonucu vefat et­miştir. Artık Binladin Group, kurucusunun ikinci oğlu Bekr tarafından yönetilmektedir.

1957'de doğan Üsame, Kral Abdulaziz Üniversitesi İk­tisadi ve İdari Bilimler mezunudur. Zeki bir işadamı ola­rak bilinmektedir. Üsame Bin Ladin, Aralık 1979'da vasi­si Prens Türki el-Faysal el-Suud (1977’den 2001'e kadar Suud gizli servisleri müdürü) tarafından CIA'nın Afganis­tan'daki gizli harekatını, parasal olarak yönetmek için çağrılmıştır. On yıl içinde CIA, Sovyetler Birliği'ni başarı­sız kılmak için Afganistan'a 2 milyar dolar para yatırmış­tır; bu harekat, CIA'nın bugüne kadar gerçekleştirdiği en pahalı harekat olmuştur. Suud ve ABD servisleri, mili­tanları toplamış, bunları eğitmiş, silahlandırmış, Sovyetler'e karşı verilen savaşı bir cihad adı altında manipüle edip kullanmıştır.(2)

Üsame Bin Ladin, bu kural dışı dün­yanın ihtiyaçlarını "el-Kaide" (tam anlamıyla "üs") siste­mi üzerinden idare etmiştir.

Rusya'nın yenilgisinden sonra ABD, Kızıl Ordu'ya kar­şı savaşmak için Arap-İslam aleminin her bölgesinden topladıkları savaş liderlerinin ve mücahidlerin eline bı­raktıkları Afganistan'a karşı tamamen ilgisiz kalmıştır. Üsame Bin Ladin, o andan itibaren CIA için çalışmayı bı­rakmış ve bu savaşçıları kendi çıkarları için bir araya toplamıştır. 1990'da Suud Krallığı'na, laik Saddam Hüse­yin mürtedini, Kuveyt'ten çıkarmak için el-Kaide'yi kullan­mayı teklif etmiştir. Suudi Arabistan'ın, Baba Bush, Dick Cheney (o zamanlar Savunma Bakanı) ve Colin Powell (o zamanlar Genel Kurmay Başkanı) tarafından yönetilen ko­alisyonu tercih etmesinden hiç hoşlanmamıştır.

O andan itibaren İslamcılar iki gruba ayrılmışlardır: Amerikan-Suudi müttefiki ve muhalifi. Üsame Bin Ladin, Sudanlı lider Hassan el-Turabi'nin yönettiği ve araların­da Yaser Arafat'ın da bulunduğu Amerikan muhalifi gru­bun içinde yer almıştır. Birlikte Hartum'da Arap ve İslam Halkları Konferansı'na katılmışlardır.

1992'de ABD, BM'nin himayesi altında "umudu geri ge­tirmek" için (Restore Hope) Somali'ye çıkartma yapmış­tır. Birkaç eski Afganistan savaşçısı US GI'lere karşı ateş açmıştır. Düzenledikleri bu harekatta 18 Amerikan askeri ölmüştür. ABD, Usame Bin Ladin'i bu hadisenin so­rumlusu olarak göstermiş ve bunun üzerine ABD ordu­su, apar topar bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Arap-İslam kolektif tahayyülünde Bin Ladin, Sovyetleri yendikten sonra Amerikalıları da hezimete uğratan bir sembol haline gelmişti.

Tüm bunlardan sonra Üsame Bin Ladin, Suud vatan­daşlığından çıkarılmış ve Sudan'a yerleşmiştir. Aile bağ­larını koparmış ve 300 milyon dolar civarında olduğu dü­şünülen miras hakkını almıştır.(3) 

Bu parayı, birkaç banka, tarım-gıda ve yerel dağıtım şirketlerini kurmak için kul­lanmıştır.

Önce Albay Ömer Hasan el-Beşir'in sonra da Hassan el-Turabi'nin desteğiyle, Sudan'da çeşitli şirket­ler kurmuş, bir havaalanı ve bir çok yol inşa etmiş, bir boru hattı projesini hayata geçirmiştir. Bu dönemde Arap zamkı üretiminin çoğunluğunu denetlemekteydi. Bu yaptığı yatırımlara rağmen, Üsame Bin Ladin'i Başba­kan Hüsnü Mübarek'e yönelik suikast düzenlemekle suç­layan Mısır'ın baskısı sonucu 1996'da Sudan'dan sınır dı­şı edilmiştir. O da Afganistan'a dönmüştür.

Haziran 1996'da Suudi Arabistan'da Hobar Askeri Üssü'ne yapılan bir saldırıda 19 Amerikan askeri, hayatını kaybetti. ABD, Usame Bin Ladin'i bu eylemin finansörü olarak göstermiştir. Buna cevap olarak Üsame Bin La­din, ünlü "Arap yarımadasından putperestleri çıkartın" sözüyle Cihad silahını Amerika ve İsrail'e karşı çevir­miştir. (Burada yazar meşhur sözü derken "Onların sizi yurtlarınızdan çıkardığı gibi siz de onları yurtlarından çıkarın" şeklindeki ayeti kastediyor olabilir, çev.)

Böylece C1A ile birlikte Afganistan'da Rusya'ya karşı kullandığı "işgal altında bulunan İslam toprakları­nı kurtarmak, her Müslüman'ın kutsal görevidir" argü­manını bu kez ABD'ye karşı kullanmıştır. Tabi burada Sovyetlerin kanlı Afganistan işgaliyle Suudi Arabis­tan'daki ABD askeri üslerinin, yönetimin onayıyla yer­leşmiş olmasını birbiriyle mukayese etmek biraz güç­tür.

Milyarderin çağrısı Müslüman halklarda pek yankı bulmadığı için 1998'de Mısır lideri Eymen el-Zavahiri ile birlikte Yahudi ve Haçlılara Karşı Uluslararası İslami Cephe'yi kurdu.

7 Ağustos 1998'de iki saldırı, Darü's-Selam (Tanzan­ya) ve Nairobi (Kenya) Amerikan Büyükelçiliklerini yer­le bir etti; saldırı sonucunda 290 kişi öldü ve 4 bin beş yüzden fazla kişi yaralandı. Olayların hemen akabinde ABD, Üsame Bin Ladin'i bu saldırıları emretmekle suçla­dı. Saldırılara cevaben Başkan Bill Clinton, Afganis­tan'daki Celalabad'daki Hoşt kamplarına ve Sudan'daki El-Şifa İlaç Fabrikası'na savaş gemilerinden 75 füze fırlat­tı. Tüm bu gelişmeler üzerine FBI, Bin Ladin'i suçlu ilan etti ve başına beş milyon dolarlık bir ödül koymakla kal­mayıp bütün parasal mal varlığını dondurdu.

12 Ekim 2000'de, patlayıcı yüklü bir botla yapılan sal­dırıda Yemen'in Aden Körfezi'nde yolda kalanUS Cole destroyeri zarar gördü, 17 asker öldü ve 39'u da yaralandı. ABD, Usame Bin Ladin'i saldırıyı emretmekle suç­ladı.

8 Mayıs 2001'de Donald Rumsfeld, ABD'nin Bir Numa­ralı Düşmanı' nın bakteriyolojik ve kimyasal silahlara sa­hip olduğu gibi bir atom bombası hazırlığı içinde oldu­ğunu ve uzaya bir uydu göndereceğini açıkladı.

Frontline (PBS) Dergisi (4) ile mülakat yapan Milton Bearden (Seksenli yıllarda Sudan'da eski CIA görev başkanı ve ClA'nın Afganistan'daki gizli harekatlarının önemli sorumlularından.) şüphelerini şöyle ifade etmiştir: "Her şeyi böylesine aşırı bir şekilde basitleştirmek ve onunla [Usame Bin Ladin], son on yılda vuku bulan bütün terörist ey­lemler arasında ilişki kurmak, birçok Amerikalının [zekasına] hakarettir. Bu da müttefiklerimizin bizi bu konuda ciddiye almalarını pek sağlamıyor."

1994'de emekliliğe ayrıldığında tekrar konuşma özgürlüğüne kavuşan Milton Bearden, şöyle devam etmektedir:

"Bütün bu söyle­nenlerde birçok hayal ürünü unsur bulunuyor. Üsame Bin Ladin mitolojisidir bu. Şovun bir parçasıdır. Ulusal bir düşmanımız yok. "Kötülük İmparatorluğu"nun [Rusya] 1991'de yıkılmasından beri ulusal bir düşmanı­mız yok. Ve sanıyorum bunu seviyoruz. Hepimiz [gerçek terörizmin] dramatik bir şekilde karakter değiştirdiği bir dönemde, bu gizemli ve tuhaf uluslararası terörizmi se­viyoruz."

Her ne olursa olsun "the show must go on" (5): ABD, Usame Bin Ladin'i 11 Eylül saldırılarını emretmekle suç­ladı.

Şansölyeliklerin şüpheci yaklaşımı karşısında (NBC) televizyonunda yayınlanan Meet the Press adlı programın davetlisi olan Dışişleri Bakanı Colin Powell şunları ifade etmiştir: "Bütün adli bilgileri ve haberleri birleştirmek için çok gayret sarf ediyoruz. Sanırım yakın bir gelecekte, Bin Ladin'in bu saldırılarla ilişkisi olduğu­nu gösteren kanıtları açıkça ortaya koyan bir dokümanı yayınlayabileceğiz."(6) Bir çok kez bahsi geçen bu dokü­man hiç yayınlanmadı.

4 Ekim, İngiltere Başbakanı Tony Blair, Avam Kama­rasına Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen te­rörist canavarlıkların sorumluluğu başlıklı bir rapor sundu.(7) Raporda argüman olarak şunu okuyabiliriz: "Usame Bin Ladin'in yönettiği El-Kaide örgütü dışında 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirebilecek ve bunun için nedenle­ri olan başka hiçbir örgüt bulunmamaktadır."

Aynı gün Pakistan Dışişleri Bakanı Riyaz Muhammed Han, Amerikalıların, hükümetlerine ilettikleri"kanıtla­rın" "[Bin Ladin'i] adalet karşısına çıkarmaya yetecek te­melleri sunduğunu" açıkladı. Bu "kanıtlar" Savunmasının (Secret-Defence) olarak görüldüğü için hiçbir zaman kamuoyuna açıklanmadı.

7 Ekim, Amerikan ve İngiliz Büyükelçileri, ülkelerinin Afganistan'da başlattığı askeri harekatı BM'ye haber verdi.(8) Olayla ilgili olarak John Negroponte (ABD) şöyle yazdı: "Hükümetim, Afganistan'da Taliban rejimi tarafın­dan desteklenen El-Kaide örgütünün saldırılarda önemli rol oynadığını gösteren açık ve tartışılmaz bilgiler elde etmiştir." Bu "açık ve tartışılmaz" bilgiler, Güvenlik Kon­seyine hiçbir zaman sunulmadı.

10 Kasım, Sunday Telegraph, Üsame Bin Ladin'in saldı­rıları üstlendiği bir video-kasetin (20 Ekim'de çekilmiş) varlığını açıkladı: "İkiz kuleler meşru hedeflerdi. Ameri­kan ekonomik gücünün temel direklerinden birini oluştu­ruyordu. Bu olaylar, her açıdan muhteşemdi. Yok edilen yalnızca ikiz kuleler değil; aynı zamanda ülkenin morali­dir."

Bin Ladin video kasette Amerikan Başkanını ve İngil­tere Başbakanını tehdit ediyordu: "Bush ve Blair, şiddet­ten başka bir şeyden anlamıyorlar. Bizi her öldürdüklerinde, biz de onları öldürüyoruz, bunu da güçler arasında bir denge oluşması için yapıyoruz."

Avam Kamarası'na kasetin bir numunesini seyrettiğini bildiren Tony Blair, aynı gün bu açıklamaları doğruladı. Bu gizemli kaset, Bla­ir raporunun güncelleştirilmiş versiyonunda zikredilmiş­tir.(9) Aslında bu, El-Cezire haber kanalının gerçekleştirdiği ve CNN'in Ocak 2002'de yayınladığı bir mülakattır.

Fakat beklenmedik bir olay vuku buldu: 9 Aralık, Was­hington Post, yeni bir video kasetin varlığını "manşetten" haber verdi.(10) 

Bir numaralı düşmanın bir yakını tarafın­dan 11 Eylül günü çekilmiş olan kasette Usame Bin La­dinin olaylara gösterdiği tepkiler görüntülenmiş, böyle­ce saldırıların planlanmasındaki sorumluluğu ABD'nin gözünde kesinleşmişti. Adı verilmeyen resmi bir şahsi­yetin sözlerini aktaran Reuter'e göre El-Kaide'nin lideri, kasette hava korsanlarının birçoğunun kamikaze olma­dıklarını ve öleceklerini bilmediklerini söylemiştir.

This Week"in (ABC) misafiri oları Savunma Bakanı Yardımcısı Paul WoIfowitz şu yorumu getirmiştir: "İğ­rençlik. Demek istiyorum ki binlerce masum insanı öl­dürmekten kıvanç duyan ve hoşlanan bir adam bu. Bun­lar onun hakkında bildiğimiz her şeyi teyit ediyor. Bura­da yeni veya şaşırtıcı bir şey yok. Sadece bir teyittir. Di­lerim bu da ABD'nin veya başka birisinin suçlu olduğu­nu söyleyen komplo teorisi saçmalıklarını tamamen susturacaktır.” (11)

Bu kaset Pentagon tarafından 13 Aralık 2001'de yayınlandı. Üsame Bin Ladin bu kasette gerçeklerden çok uzak olduğunu bildiğimiz olayların resmi versiyonuna noktası noktasına uygun olan "itiraflar"da bulunur.

"Uçağın yakıtında meydana gelen yangının [Dünya Ti­caret Merkezi’nin] metalik yapısını eriteceğini ve çarpış­manın olduğu yeri ve üst katlarını yıkacağını düşünmüş­tüm. Bu kadarını umut ediyorduk. (...) 0 gün için işimizi bitirmiş ve radyoyu açmıştık. (...) Washington'dan ha­ber almak için radyo kanalını değiştirmiştik. Haber prog­ramı normal yayınına devam ediyordu. Saldırıdan sade­ce programın sonunda bahsedildi. O zaman gazeteci, bir uçağın Dünya Ticaret Merkezi'ne vurduğunu haber ver­di. (...) Bir süre geçti, sonra Dünya Ticaret Merkezi'ne ikinci bir uçağın çarptığını söyledi. Haberi duyan kardeş­ler mutluluktan çılgına dönmüştü. (...) Eylemi yapan kar­deşlerin bildikleri tek şey şehit olacakları bir eylem dü­zenleyecekleriydi ve her birinden Amerika'ya gitmeleri­ni istedik, ama eylem hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı, tek bir kelime bile. Eğitim görmüşlerdi. Ama onlara ey­lem hakkında uçaklara binene kadar hiçbir şey söyleme­dik. (...) Birinci uçak binaya çarptığında delice sevindiler ve onlara şöyle dedim: "Sabırlı olun" (...). Kuleye çarpan birinci uçak ile ikinci uçak arasındaki süre yirmi dakika­lıktı ve birinci uçak ile Pentagon'a düşen uçak arasında­ki zaman bir saatti."(12)

Ajan Bin Ladin hem yakıttan dolayı kulelerin yıkılma­sını, hem kamikaze ekip hikayesini, hem de Pentagon'da vuku bulan crash'ın(çarpmanın) hikayesini doğrulamış ve apaçık olanı yalanlamak için büyük özen göstermiştir. Video kaset, arkadaşının şu yorumuyla bitmiştir: "[Amerikalılar] kor­kudan donmuşlardı ve bir darbe olduğunu sanmışlardı". Bunu, ABD'nin bir numaralı düşmanı söylüyorsa artık...

11 Eylül saldırılarında sabıkalı Üsame Bin Ladin'in suçluluğu artık kuşku uyandırmamaktadır; çünkü olma­mış eylemleri bile itiraf etmiştir. Bizi burada ilgilendiren Bin Ladin CIA ile ilişkilerini gerçekten kesmiş miydi ve Amerika'nın düşmanı olmuş muydu?

1987'den 1998'e kadar El-Kaide savaşçılarının eğitimi, ABD ordusuna girmiş olan Mısırlı subay Ali Muhammed tarafından yönetilmekteydi. Muhammed, nüfuz ağlarının -yani staybehind- en gizli üyelerinin eğitim aldıkları John Kennedy Special Warfare Center and School'da ve aynı zamanda da ilginç bir şekilde özel US Force subay­larına ders vermekteydi.(13)

Amerikan Gizli Servisleri Gü­venlik Kurallarını iyi bilen -ki bu kurallar ajanların birbir­lerini sürekli denetlemesini öngörmektedir- Ali Muhammed'in, anlaşılmadan aynı anda hem ABD'deki bir aske­ri üstde hem de Sudan'da ve Afganistan'da El-Kaide kamplarında çalışabilmesi mümkün müdür? 1998 sonla­rında Ali Muhammed'in medyatik bir şekilde tutuklan­ması, stay-behind'in El-Kaide savaşçılarını eğittiğini ört-bas etmeye kafi olmamıştır. Dolayısıyla Usame Bin La­din'in en azından 1998'e kadar CIA adına çalıştığı ortaya çıkmıştır!

Üsame Bin Ladin efsanesinin baştan sona CIA tarafın­dan üretilmiş bir paravan olduğunu görmemek mümkün mü? Böylece bizlere, Bin Ladin'in yirmi kişilik bir savaş­çı grubuyla dünyanın en güçlü ordusunu Somali dışına postaladığına inandırmaya çalışmışlardır!

Nairobi ve Darüs-Selam saldırıları Amerika karşıtı ey­lemler olarak sunuldu. Oysa Darüs-Selam'da ölen 11 ki­şiden hiçbiri Amerikalı değildi ve Nairobi'de ölen 293 ki­şiden sadece on ikisi Amerikalıydı. Bu sahte Amerika karşıtı saldırıları düzenleyenler, bunun sonuçlarını baş­kalarına ödetmekte itina göstermişlerdir.(14)

Aslında CIA, Sovyetler'e karşı yaptığı gibi Rus etkisine karşı Usame Bin Ladin'in hizmetlerine başvurmaya devam etmiştir. Başarı gösteren bir ekip tabi ki değişti­rilmez. 1999'da Belgrat dikta rejimine karşı Kosova is­yancılarını desteklemek için "Arap birliği" El-Kaide'yi kullanmıştır.(15 )

New York Times'ın (16) da teyit ettiği gibi bu örgüt en azından Kasım 200l'e kadar Çeçenistan'da iş­levseldi. Bin Ladin'in Amerika'ya karşı sözüm ona düş­manlığı, Washington'un bu karışık işlerdeki sorumluluk­larını inkar etmesini sağlamıştır.

CIA ile Bin Ladin arasındaki ilişki, 1998'de kesilmedi.

Bin Ladin, ciddi bir hastalık sonucu 4-14 Temmuz tarih­leri arasında Dubai'deki Amerikan hastanesinde tedavi görmüştür. "Hastanede bulunduğu sürede ailesinden üyeler, Suud ve Emirlikler'den önemli şahsiyetler [onu] ziyaret etmiştir. Yine bu dönemde Dubai'de birçok kişi­nin tanıdığı CIA bölge temsilcisinin, Üsame Bin Ladin'in odasına gitmek üzere büyük asansöre bindiği görülmüş­tür." diye yazmıştır Le Figaro (17)

"11 Eylül saldırılarından bir gece önce Üsame Bin La­din Pakistan'da bulunuyordu. (...) Diyaliz makinesine girmek için gizlice Ravalpindi'deki askerî bir hastaneye alınmıştır." diye aktarmıştır CBS'in muhabiri.(18)

ABD'ye ve İsrail'e karşı Cihad ilan etmiş olan, FBI'in başına 5 milyon dolarlık bir ödül koyduğu, Afganistan terörist eğitim kamplarında bulunduğu düşünülerek sa­vaş gemisinden gönderilen füzelerle üzerine bombalar yağdırılan adam, CIA bölüm şefi ile görüştüğü bir Ame­rikan hastanesinde tedavi görmüş ve Rawalpindi'de Pa­kistan ordusunun koruması altında diyaliz makinesine girmiştir.

Bu üçkağıtçılık, Bin Ladin'in yakınlarını ve El-Kaide'nin savaşçılarını da kuşatmaktadır. Örneğin Ameri­kan resmi versiyonuna göre El-Şifa İlaç Fabrikası (Su­dan), Bin Ladin tarafından toplu ölümlere neden olacak kimyasal silahlar yapmakta kullanılmıştır. Bu yüzden 1998'de US Air Force, fabrikayı bombalamıştır. Oysa, yı­kıntıları incelemeye giden uluslararası gözlemciler, bu fabrikanın aspirinden başka bir şey üretmediğini göz lemiemişlerdir. Bu fabrika, Usame Bin Ladin ve Salah Idris'e aitti. CIA, Salah İdris'i kimyasal silah üretmekle ve Mısır'daki İslamî Cihad'ı parasal olarak desteklemekle suçlamıştır. Salah Idris'in maddi varlığını dondurmuş­tur, fakat Mayıs 1999'da gizlice bu cezayı kaldırmıştır. Günümüzde "Terörist" Salah İdris, offshore şirketi Glo­bal Security Systems aracılığıyla, İES Digital Systems'in % 75'ine ve protec'in % 20'sine sahiptir. Bununla bera­ber Baron Cox'un meclise bildirdiği gibi İES Digital Systems, şu an, İngiliz hükümetsel ve askeri alanların video denetimini sağlamaktadır.(19) Protec de 11 İngiliz nükleer santralinin güvenliğini sağlamaktadır.

FBI'nın, 11 Eylül kamikaze komandolarının başı ol­makla suçladığı ve banka hesabı aracılığıyla eylemleri fi­nanse ettiği söylenen Muhammed Atta'ya gelince, onun da ilginç bir şekilde Pakistan gizli servislerinin (İSİ) -ki bu servis CIA'nın şubesi olarak kabul edilir- ajanı olduğu ortaya çıkmıştır.(20)

"Temmuz 2001'de İSİ'nin Müdürü Ge­neral Ahmed Mahmud, Muhammed Atta'ın Amerika’da­ki hesabına 100 bin dolar havale etmiştir." diye bildir­miştir Times of İndia.(21)

Bu açıklama, ABD'de hiçbir soru­ya neden olmamıştır. En fazla general Mahmut'tan emekliliğe ayrılması istenmiştir; üstelik kendisinin yeri­ne geçecek kişiyi seçme hakkı bile tanınmıştır.

ABD'nin Bin Ladin'e karşı aldığı tedbirler ise yukarıdaki bilgilerden daha inandırıcı değildir. El-Kaide eğitim kamplarına ve El-Şifa Fabrikası'na, askeri gemilerden atı­lan 75 füze (22), 21 İslamcı savaşçıyı öldürmüştür; bu da Nairobi ve Darüs-Selam’da ölen iki yüz doksan sekiz ki­şiye göre pek orantılı bir zayiat değildir.

"Soğuk Savaş döneminden beri Washington, bilinçli olarak Usame Bin Ladin'i desteklemiş ve aynı zamanda da FBI'nın en çok aranan kişiler listesine koymuştur. Oy­sa, mücahidler, ABD adına Balkanlar'da ve eski Sovyet Rusya'da silahlı ayaklanmalara katılırken FBI'ya da, Usa­me Bin Ladin'i tutuklayıp ABD'ye götürme ve terörizme karşı mücadele etme görevi verilmiştir. Açıktır ki burada hem birbirine ters düşen olaylar hem de vatandaşlara karşı yalancı bir siyasetin izlenmesi söz konudur; çünkü CIA, Rusya-Afganistan savaşından beri gizli harekatları aracılığıyla uluslararası terörizmi desteklemektedir."(23) diye yazmıştır Ottowa Üniversitesi Profesörü Michel Chossudovsky.

Bir yandan Üsame Bin Ladin ABD'nin düşmanı değil de ajanıdır; diğer yandan da Bush Aailesinin de önemli ticari ortağı olan kendi ailesiyle asla bağlarını koparmamıştır. (24)

Saudi BinLadin Group'un (SBG) parasal mal varlığı­nın Cariyle Group tarafından idare edildiğini daha önce söylemiştik.

1987'de kurulmuş olan Cariyle Group, 12 milyar do­larlık bir sermayeyi yönetmektedir. Seven Up'da (Cadbury, Schvveppes'in şişelenmesini sağlamaktadır), Fede­ral Data Corporation'da (örneğin Federal Aviation Admi-nistration'un sivil hava trafik denetim sistemini donatmıştır) ve United Defence Industries INC.'de (Amerikan, Türk ve Suud ordularının en önemli donatıcısıdır) önem­li hisselere sahiptir. Denetlediği şirketler aracılığıyla Cariyle Group, Amerikan silahlanma şirketlerinin 11. sı­rasında yer almaktadır.

1990'da Cariyle Group, zorla fon almakla suçlanmıştı. Cumhuriyetçi partinin bir lobicisi olan Wayne Berman, Bush'un seçim kampanyasını finanse etmek için şantaj yaparak Amerikan emeklilik fonlarından para almıştır; bu fonlardan biri, Connecticut dahilinde kamu sözleş­mesi elde etmek için Cariyle Group'a 1 milyon dolar ver­meyi kabul etmişti.

Bu idare fonu, Frank C. Carlucci (eski CIA müdür yar­dımcısı, sonra da Savunma Bakanı olmuştur) tarafından yönetilmektedir. Danışmanı James A. Baker III (Başkan Reagan'nın kabinesinin eski bakanı, sonra Hazine'de Ba­kan, son olarak da Baba George Bush döneminde Devlet Bakanı) ve Richard Darman'dır (Bütçe eski müdürü). Dış ülkelerde kendini temsil etmek için Cariyle Group, John Major'a (25) (eski ingiltere Başbakanı) ve Baba George

Bush'a (26) (CIA'ın eski müdürü, sonra da ABD Başkanı) başvurmuştur.

Cariyle Group'un diğer yöneticileri arasında Halid Bin Mahfuz'un vekili Sami Mübarek Baarma'ya ve Talat Osman adında birine rastlamaktayız. Bu iki kişi şu anki ABD Başkanı'na doğrudan bağlıdırlar.

George W. Bush, kişisel servetini, Harken Energy Corporation'un başındayken elde etmiştir.(27) Bu küçük Teksas petrol şirketi, Başkan Baba George Bush döneminde pazarlığı yapılan Amerikan-Kuveyt sözleşmelerinin iade komisyonları (retrocommission) olarak Bahrain'ın pet­rol imtiyazlarını almıştır.(28) Bu işlem tabi ki tamamen il­legaldi.

Halid Bin Mahfuz, Harken'de % 11,5 oranında hisse­dardı. Hisseleri vekillerinden biri olan Abdullah Taha Bamhsh tarafından "idare edilmekteydi". Talat Osman idareciydi. Usame Bin Ladin'in ağabeyi Salem ise Harken yönetim kurulunda Amerikan vekili James R. Bath ile temsil edilmekteydi.

Bu küçük âlem (Bush ailesi, siyasi minnettarları ve bunların finans ortaklan ve olmazsa olmaz CIA), ilk manipülasyonlarını gerçekleştirmekteydiler. 90’lı yılların devasa banka skandalının merkezinde buldular kendile­rini: BCCI'nin iflası (29)

Bank of Credit and Commerce İnternational (BCCI), 73 ülkede mevcut olan İngiliz-Pakistan ortağı bir kuru­luştu. Üç büyük aile bu bankanın sahipleriydi: Çokallar (Pakistan), Bin Mahfuzlar (Suudi Arabistan) ve Geith Pharaon (30) (Abu Dabi).

Bu şirket, Ronald Reagan tarafından, İran hükümetini yozlaştırmak amacıyla Tahran Büyükelçiliği'nde tutulan rehinelerin serbest bırakılmasını geciktirip Jimmy Carter'in, başkanlığının son dönemini sabote etmek için kul­lanılmıştır ("Ekim Sürprizi" adı verilen operasyon). Son­ra ClA'nın eski müdürü ve eski Başbakan Baba George Bush'un dolduruşuna gelen Reagan yönetimi, Suudi ba­ğışlarını Nikaragua'nın Conra'larına ve CIA'nın paraları­nı da Afganistan'daki mücahidlere aktarmak için BCCI'yi kullanmıştır. BCCI aynı zamanda Suriyeli trader Sarkis Sarkenalian'ın silah kaçakçılığına, ABD'deki Keatinga skandalına, trader Marc Rich meselesine, Ebu Nidal grubunun finansmanına, vs. bulaşmıştır.

Sonuç olarak Medellin kartelinin parasını da akladığı ortaya çıkınca ban­ka batmıştır. Banka kapılarını kapattığında 1 milyon mudiyi dolandırmıştır.

BCCI'nin CIA tarafından manipüle edilmiş olması ve­ya yaratılmış olması şaşırtmamalıdır, iş hukukçuları ve Wall Street courtierleri tarafından OSS'nin kuruluşun­dan beri Amerikan gizli servislerinde uzun bir banka ge­leneği vardır. CIA'nın iki eski müdürü Richard Helms ve William Casey, aynı zamanda CIA'nın iki ünlü eski ajanı Adnan Kaşıkçı (31) (Suudi BinLadin Group'un ABD temsil­cisi) ve Manucher Ghobanifar (Irangate meselesinin ola­yının en önemli aracısı), BCCI ile çalışmıştır. Burada Ke­mal Adham'dan (Kral Faysal'ın kayınbiraderi ve 1977'ye kadar Suud gizli servisleri şefi), Prens Türki el-Faysal el-Suud'dan (1977'den Ağustos 200l’e kadar Suud gizli ser­visleri şefi ve Üsame Bin Ladin'in koruyucusu) ve Abdui Rauf Halil'den (Suud gizli servisleri müdür yardımcısı) hiç bahsetmeyeceğiz.

BCCI'nin Fransa'da da karanlık bir rol oynadığını bu­rada hatırlatalım. BCCI, Amerikan-Fransız nükleer tekno­lojisinin Pakistan'a akmasını ve rehinelerin serbest bıra­kılması için yapılan ödemeyi gizlemeye yaramıştır. Char­les Pasqua'ya yakın bir işadamı olan Dominique Santini, dışarıda BCCI'de oynadığı rolden (32) dolayı suçlu bulun­muştur. Aynı zamanda Fransa'da Elf-Thinet olayıyla ilgi­li olarak sorgulanmıştır. Bankanın parçalanmasından üç yıl sonra, Sawari-II sözleşmesi düzenlemesi esnasında aracılık rolünü bankanın eski yöneticileri üstlenmiş ve Edouard Balladur'ün Cumhurbaşkanlık seçimlerini fi­nanse edecek bir iade komisyon (retrocommission) sis­temini geliştirmişlerdir. Suudi Arabistan'a yapılan bu hücumbotlarının satışıyla ilgili ortaya çıkan sorular, Jacques Chirac'ı Elysee'ye çıkar çıkmaz, Edourd Balladur döneminde Savunma Bakanı olan François Leotard'ı din­lemeye almaya itmiştir.

BCCI, Saudi BinLadin Group'un İsviçre Şubesi SİCO (33) ile sıkı ilişkiler içindeydi ve bu şirketin yöneticileri arasında Usame Bin Ladin'in kardeşlerinden biri olan Salem bulunmaktaydı.

BCCİ'nin iflasının sorumlusu olarak kabul edilen Halid Bin Mahfuz, ABD'de, 1992 yılında ceza almıştır. 1995'de kendisine verilen suç kanıtlarını kaldırmak için bankanın alacaklılarına 245 milyon dolar vermeyi kabul etmiştir.

Birçok yüksek Amerikan görevlisinin öne sürdüğü gi­bi Bin Ladin ailesi, Üsame Bin Ladin ile ilişkide kalmaya ve siyasi faaliyetlerini finanse etmeye devam etmekteyse, bu demektir ki Saudi BinLadin Group'un parasal ya­tırımlarını idare eden Cariyle Group da delit d'inite/bilen kişi suçlarına karışmıştır.

Baba George Bush, 11 Eylül 2001 borsa manevralarından yararlanan mutlu kişi­lerden biridir. Bu da FBI'ın ve IOSCO'nun soruşturma­nın parasal bölümünü kapamaları için iyi bir bahane­dir.

Kaynak: Dehşetengiz Hile / Pentagon’a uçak düşmedi, Thierry Meyssan, medcezir yayınları

Dipnotlar;

1- Bir kaç eser Üsame Bin Ladin'in hayatını konu almıştır. Birçoğu ciddi bir ince­lemeden ziyade daha çok propaganda mahiyetinde veya sansasyon yaratmayı amaçlamaktadır. Yossef Badansky'nin [Bodansky aynı zamanda Kongrede danışmandır] Bin Laden, the Man who Declared War on America (Prima Publishing yay., 1996) veya Roland Jacquard'ın Au nom d'Oussama Ben Laden (Jean Picollec yay.. 2001) gibi kitaplar, istihbarat servislerinin yayınlanmamış ve dolayı­sıyla teyit edilemez bilgileri temel almaktadır. Daha ciddi eserlerse şunlardır: PBS'nin Frontline magazini, Hunting Bin Laden (2001) ve İnside the Tenor Net-work (2002). Bu metinlerin tamamı için bkz.:http://www.pbs.org/wgbh/pages/frontline/shows

2- bkz. Les Dollars de la terreur, les Etats-Unis et les islamistes, Richard Laberı viere (Grasset yay., 1999) ve Jihad, expansion et dedin de l'islamisme, Gilles Kepel (Gallimard yay., 2000).

3-Üsame Bin Ladin'in finans yatırımları için bkz. Ben Laden, la Verite interdıte, Jean-Charles Brisard ve Guillaume Dasquie (Denoel yay., 2001). Türkçeye bu kitap "Yasaklanmış Gerçek: Bin Ladin" ismiyle çevrilmiştir. Anka Yayınları, 2 Mayıs 2002

4- Hunting bin Laden, Frontline (PBS, 2001): http://www.pbs.org/wgbh/pages/frontline/shows

5-"Şov devam etmeli".

6-Meet the Press, NBC, 23 Eylül 2001: http://www.state.gov/secretary/rm/2001/index.cfm?docid=5012

7-Responsability for the Terrorist Atrrocities in the United Staies, 11 September

2001, yazan Tony Blair (birinci versiyonu): http://www.number10.gov.uk/evidence.htm

8-Büyükelçi Negroponte'un Güvenlik Konsey başkanına gönderdiği mektup.

ONU S/2001/946 nolu doküman. Bkz. Büyükelçi Eldon"un mektubuna ONU

S/2001/947.

9- Responsability for the Terrorist Atrrocities in the United Staties. 11 September 2001, yazan Tony Blair (ikinci versiyonu): http://www.pm.gov.uk/file.asp7file-id=2590

10- -New Take Points to Bin Laden, yazan Walter Pincus ve Karen DeYoung. in The Washington Post. 9 Aralık 2001: http://www.washintgonpost.com

11-The Week, ABC, 9 Aralık2001.

12-İçişleri Bakanlığı tarafından verilen kasetin transkripsiyonu kitabımızın ekinde yer almaktadır.

13-The Masking of a Militant, yazan Benjamin Weiser ve James Risen, in The New York Times, 1 Aralık 1998.

14-Terrorism: US Response to Bombing in Kenya and Tanzania, a New Policy Direction?, Yazan Raphael Perl, Congressional Research Service (The Library of Congres, 1 Eylul 1998): http://www.house.gov/crstmp/98-733.pdf; ve Signifi­cant Incidents of Political Violence Againts Americans, içişleri Bakanlığı (1998): http://www.ds-osac.org/publications/documents/sig1998.pdf

15-Osamagate. yazan Michel Chossudovsky, Center Research on Globalisation, 9 Ekim 2001: http://www.globalresearch.ca/articles/CHO110A.html ve Les Sol-dats de Ben Laden en Bosnie et au Kosovo, yazan Kosta Christich. in Balkans-info. Ekim 2001.

16-War on Terror Casts Chechen Conflict in a New Light, yazan Michael Wines, in The New York Times, 9 Arahk 2001: http://www.nytimes.com

17- La CIA a rencontre Ben Laden a Dubai en juillet yazan Alexandra Richard, in Le Figaro, 31 Ekim 2001

18- Hopital Worker: I Saw Osama, yazan Barry Petersen, CBS, 29 Ocak 2002:

http://www.cbsnews.co

19-Terror links TV's guard UK, yazan Antony Barnett ve Conal Walsh, The Ob­server, 14 Ekim 2001 ve ayni yazarlardan inquiry Call Over Compagny Guarding UK Nuclear Plant, The Observer, 4 Kasim 2001. http://www.observer.co.uk.

20-Pakistan's Inter-Service intelligence (ISI), yazan B. Raman, South Asia Analysis Group, Paper 287, 1 Agustos 2001, http://www.saag.org. 

21-india Helped FBI Trace ISI-Terrorist Link, Times of India, 9 Ekim http://www.timesofindia.com

22-BGM-1009 Tomahavvks füzeleri, General Dynamics ve McDonnell Douglas tarafındanüretilmektedir. Modellere göre Amerikan ordusuna 600 000 ve 1 200 000 dolar civarında fatura edilmektedir. Bu operasyonda kullanılan cephanenin maliyeti 45 ve 90 milyon dolar civarındadır.

23-Oui est Oussama Ben Laden? Yazarı Michel Chossudovksy, L'Autre Journal, Ekim 2001. Bu makaleyi şu adreste bulabilirsiniz: http://www.globalrese-arch.ca/articles/CHOl09E.html.

24-Bu ilişkileri ayrıntılı olarak şu makalemizde inceledik: Les liens financier oc-cultes des Bush et des Ben Laden, in Notes d'information du Reseau Voltaire, 16 Ekim 2001. Bu anketimiz Meksika'da şu başlıkla yayınlanmıştır: Lazos finan-cieros unene a las familias Bush y Bin Laden, Proceso, 21 Ekim 2001.http://www.proceso.commx/1303/1303n19.html.

25- John Majör Link to Bin Laden Dynasty. in Sunday Herald, 7 Ekim 2001.

26-Bush of Arabia, in The Nation, 27 Mart 200 ve Elder Bush in Big GOP Cast Toiling for Top Equity Firm, in The New York Times, 5 Mart 2001. 

27-Harken Energy Corparation'un onceki adi Arbusto.

28-Fuel for Fantasy, in Forbes 3 Eylul 1990; ve Ex-Bush Aide Turns to Stumping for Kuwait.. While Jr. Reaps Oil Windfall, in The Guardian, 12 Aralik 1990.

29-BCCI skandalı bir çok kitabın konusu olmuştur. Biz daha çok şu kaynaklardanyararlandık: The BCCI Affair, report by Sen. Joseph Kerry (D-Mass) and Sen. Hank Brown (R-Colo) to the Senate Committee on Foreign Relations, Subcom­mittee on Terrorism, Narcotics and International Operations, 30 Eyliil 1992. Metnin tumunu şu adreste bulabilirsiniz: http://www.fas.org/irp/congress/1992_rpt/bcci.

Bir de bkz. Evil Money, Encounters along the Money Trial, yazan Rachel Ehrenfeld (Harper Buisiness yay., 1992), False Profits, The inside Story of BCCI, The World's Most Corrupt Financial Empire, yazan Peter Truell ve Larry Gurwin (Houghton yay., 1992), A Full Service Bank, How the BCCI Sto­le Billions Around the World (Simon & Schuster yay., 1992), The Outlow Bank, A Wild Ride into the Secret Heart of BCCI, yazan Jonathan Beaty ve S.C. Gwynne (Random House yay., 1993) ve Bankrupt, the BCCI Fraud, yazan Nick Kochan & Bob Whittington (Victor Gollacz ltd. yay., 1991).

30-Gaith Pharaon'un Fransa temsilcisi Farid Djouhri Ekim 2001 doneminde Le Figaro veLe Monde gazetelerinde iki reklam sayfası satin almştır. Bu iletişim operasyonu Gaith Pharaon ile Usame Bin Ladin arasmda ki ilişki bulunmadıgını göstermeyi amaçlamaktaydı. Bununla beraber Gaith Pharaon BCCI olayından beri FBI ve IRS tarafından tutuklanma emri altında bulunmaktadır. Eski başbakan Carlos Menem'in de bulaşmış bulundugu bir silah kaçakçılığı meselesinden dolayı Arjantin'de de aranmaktadır. Bkz. Gaith Pharaon s'offre la presse franga-ise, in Intelligence Online, 18 Ekim 2001.http://www.intilligenceOnline.fr.

31-Adnan Kashoggi, The Richest Man in the World, yazan Ronald Kessler (War­ner Books Inc. Yay. 1986)

32- L'enigme Pasqua, yazan Th. Meyssan (Golias yay., 2001)

33-SICO'nun ilk adi CYGNET idi.

Allah bu dini, zalimlerin, facirlerin, diktatörlerin eli ile de kuvvetlendiriyor | Akademi Dergisi

beşar esed, cia, mossad, özgür suriye ordusu, Selefilik - Vehhabilik, suriye sorunu, akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, halep, israil, abd, el cezire,

“Allah, bu dini facirlerin / fasıkların eliyle de güçlendirir.” Hadis-i Şerif, Taberani

İsrail’in, Türk ve Müslüman görünen gizli Yahudilerin ve Masonluğun kontrolündeki Türkiye medyasının anlattığının aksine, "Suriye’li muhalifler" yada “Özgür Suriye ordusu” denilen kişiler hiç de doğru düzgün kişiler değiller. Ezici çoğunluk ABD ve İsrail istihbaratının oyuncağı olmuş selefi ve Vehhabiler. Ve bunlar bir diktatörün eli ile iyice temizleniyorlar.

Suriye’deki son gelişmeler Amerika, İsrail destekli selefi - vehhabi teröristlerin Irak’tan sonra Suriye’yi de kan gölüne çevirdiğinin bir kanıtı. Artık Suriye’de yaşananlar kimseye saklı değil. Gerçekler gün gibi ortada. Bir tarafta tüm fitnelere rağmen vatan ve milletini savunmak, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)'a mani olmak için mücadele eden Suriye devleti, öte yandan Amerika, İsrail, Batılı devletler ve Kukla Arap rejimleri tarafından her türlü destek verilen İslam ve insanlık düşmanı kan içici zamane Haricileri.

Oysa diktatör Esad'ın Suriye'sinde çok üst düzey görevlerde Sünniler vc de Türkmenler varlar... Muhaliflerin katliamlarından, tecavüzlerinden bir çok sünni ve şii bölgelerini Esad'ın ordusu kurtardı. Gerek şii gerekse sünni halklar Esad'ın ordusunu bayram sevinçleri misali gösterilerle karşıladılar... Esad'ın ordusunun katliam yaptığına dair dünya kamuoyuna sunulan yüzlerce haber, görsel ve videonun CIA, Mossad ve MİT'in kontrolündeki muhaliflerin yalanları olduğu tek tek ispat edildi. CNN ve El Cezire bile bu yayınlarının yalan olduklarını resmen kabul etmek zorunda kaldılar.

Şer zan ettiklerimiz hayra dönüyor... Batılı istihbarat örgütlerinin kontrolündeki dalalet fırkaları, İslam'ın iç fitneleri bir diktatörün eli ile ağır darbeler alıyorlar...

HALEP'TE 6 BİN ÇOK ULUSLU TERÖRİST KUŞATMA ALTINDA

Suriye güvenlik güçlerinin, aralarında Suudi Arabistan, Yemen, Libya, Afganistan ve Tunusluların da bulunduğu 6 bin teröristi kuşatma altına aldığı bildirildi.

Suriye’deki haber kaynakları Halep’teki çatışmaların şiddetli bir şekilde devam ettiğini belirtirken, Fransız haber ajansı, Halep’teki silahlı grupların Suriye güvenlik güçlerine karşı son iki günde ciddi bir saldırı yapamadığını duyurdu.

Suriye’den yayın yapan Dampress haber sitesi, Halep kentindeki 6 bin teröristin kuşatma altına alındığını belirterek Suriye askeri kaynaklarının, Halep teröristlerden temizlenmeden ordunun karargahına çekilmeyeceğini açıkladığını bildirdi.

Habere göre Suriye Ordusu, 6 bin selefi - vehhabi el-Kaide mensubunun Halep'te kuşatma altına alındığını, terör hücreleri tamamen çökertilinceye kadar ordunun operasyonlarına devam edeceğini açıkladı.

Suriye kaynakları, Halep'te Suriye güvenlik güçlerini hedef alan saldırıları düzenleyen Tevhid Tugayı komutanlarından 5 tanesinin öldürüldüğünü duyurdu.

Habere göre öldürülen komutanların adları şöyle: Ahmed Yusuf el-Canudi, Muhammed Abdusselam Salum, Muhammed Taha Hac Halil, Ebu Abdu Cabir ve Ahmed Abdurrahim.

Haberde Suriye güvenlik güçlerinin “Yılanın Başını Koparma” adını verdiği operasyonlar kapsamında 640 teröristin yakalandığı, yakalanan teröristler arasında Afganistan, Somali, Irak, Yemen, Suudi Arabistan, Kuveyt, Tunus, Libya ve Fas vatandaşlarının bulunduğu açıklandı.

Suriye resmi kaynakları, el-Cemiliye, el-Furkan, el-Hamdaniye, Sahur, Sokkari, Selahaddin, el-Ensari, Seyfud Devlet, el-Firdevs ve Bustan el-Kasr'da çatışmaların sürdüğünü bildirdi.

Özgür Suriye Ordusu adlı silahlı grup, Halep kentinin yüzde 40’ının kontrolünün kendilerinde olduğunu iddia ederken, Suriye yönetimi yanlısı “şukumaku” internet sitesi ise Babu’l Hadidi ve Selahaddin mahallelerinin teröristlerden temizlendiğine dair haberler geldiğini; ancak bu haberlerin henüz resmi olarak teyit edilmediğini bildirdi.

ABD Türkiye'yi 3. dünya savaşına hazırlıyor. Armagedon - melhame-i kübra başlıyor | Akademi Dergisi

3. dünya savaşı, ABD Amerika Birleşik Devletleri, akademi dergisi, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), mavi marmara, Mehmet Fahri Sertkaya, melhame-i kübra, NATO, suriye sorunu,


Savaş kokusu

Türkiye II. Dünya Savaşı sonrası en kritik dönemlerinden birini yaşıyor. Ortadoğu'da yaşanan iç karışıklık ve istikrarsızlık ortamı, Türkiye'yi zor bir sürece doğru itiyor.

CIA Başkanı David Petraeus'un, ABD Ulusal İstihbarat Servisi Başkanı James Clapper ile Türkiye'ye yaptığı ziyaret, Konya'da yapılan askeri tatbikat, muhtemel bir savaşın ilk adımları olarak değerlendiriliyor. Bu durum Türkiye ile bölge ülkeleri arasında gerginliklerin de artmasına neden oluyor.

YİNE MÜSLÜMANLARI VURACAKLAR

İran ve Suriye'deki gerginliğin arttığı bir dönemde ABD ve Türkiye ortak hava tatbikatı başlattı. 5 Mart-15 Mart tarihleri arasında düzenlen tatbikatlar, Afganistan başta olmak üzere Müslüman ülkelere yaptığı saldırılarla birçok kişiyi katleden ABD askerlerine tecrübe kazandırıyor. Tatbikat için ABD'ye bağlı Almaya Spangdahlem Hava Üssü'ndeki 480'inci Hava Filosu'na bağlı 15 jet ve 250 personel Türkiye'ye geldi. Pentagon basın sözcülüğünden yapılan açıklamaya göre F-16 jetleriyle 400 sorti yapılacak. Amaç ise iki ülkenin hava kuvvetleri arasındaki uyumu artırmak.

AVRUPA'NIN EN BÜYÜK SANAL SAVAŞ ALANI

Avrupa'nın en büyük sanal savaş alanı haline getirilen Konya Ovası'nda Türk ve ABD savaş uçaklarının katıldığı Anadolu Kartalı eğitim tatbikatı bugün son buluyor. Tatbikatın gerçekleştirildiği Konya Ovası'nın hava sahası 200 kilometre boya, 150 kilometre ene sahip. Savaş uçakları bu alan içerisinde elektronik merkezlerden verilen sanal hedefleri bilgisayar ortamında yok ediyor. Tatbikatta ise gerçek mermiler kullanılmıyor.

ÖZÜR BORÇLU İSRAİL ALINMADI

Anadolu Kartalları eğitim tatbikatına 2004 yılında katılmaya başlayan İsrail, bu yılki programa alınmadı. Mavi Marmara saldırılarını gerçekleştirerek 9 aktivisti öldüren İsrail, hâlâ özür dilemeye yanaşmıyor. ABD'li pilotlardan Yüzbaşı John Mann, 20 uçağın aynı anda havada uçtuğunu ve bunun disiplinli koordinasyon gerektirdiğini belirtti. ABD'li komutan Albay Paul Murray ise, yapılan tatbikatlarla Türkiye ile ABD'nin beraber savaşa girmesi durumunda 'düzgün iletişim ve taktiksel verimliliğin garanti altına alınacağını' söyledi.

MÜSLÜMAN KATİLLERİYLE ORTAKLIKTAN VAZGEÇİN

Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Şen, ABD hava kuvvetleri pilotlarının Konya semalarında uçmalarından duydukları rahatsızlığı dile getirerek, buna izin veren hükümeti eleştirdi.ABD'nin saldırılarına değinen Şen, hükümete şöyle seslendi; "Proje ortaklığı yaptığınız ABD ve NATO uçakları Konya da yaptıkları eğitimler sonrası her gün Afganistan ve Pakistan'da yüzlerce Müslüman'ı katlediyorlar. Önceki gün yine Afganistan'da bir köyde 16 Müslüman'ı öldürüp cesetlerini de yaktılar." Ayrıca Şen, "Müslüman katilleri ile yaptığınız ortaklıklardan artık vazgeçin" çağrısında bulundu.

ABD, İSRAİL'DEN FARKSIZ

Mavi Marmara saldırısından dolayı özür dilemeyen İsrail'in eğitimlere alınmamasını göz boyamak olarak değerlendiren Şen, "İsrail uçakları halkın gözünü boyamak için tatbikatlara alınmıyor. Ancak onların ebedi dostu, müttefiki olan ABD'yi alıyorsunuz. ABD ve NATO'nun İsrail'den farklı bir tarafı yok" dedi. Mavi Marmara saldırılarından sonra 2011'de yapılan tatbikata İsrail kabul edilmediği için ABD'de katılmamıştı.

ÜS 2001 YILINDA FAALİYETE GEÇTİ

2001 yılında da faaliyete başlayan Konya 3'üncü Ana Jet Üssü'nde yapılan 'Anadolu Kartalları' adlı tatbikatlara, ABD, İsrail, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Pakistan ve Suudi Arabistan hava kuvvetleri katıldı. İlk tatbikat 18-29 Haziran 2001 tarihinde yapıldı ve Türkiye-ABD-İsrail üçlüsüyle başladı. İzleyen yıllarda tatbikatlara katılan ülke sayısı arttı ve yılda dört kez yapılmaya başlandı. Yerli ve yabancı 20 bine yakın personele eğitim verilen üste; F-16, F-4E 2020, RF-4, C-130, CASA, KC-135 Tornado, Awacs, Cougar gibi uçaklarla Maverick ve lazer güdümlü bombalar kullanılıyor. Yine program kapsamında hedeflere hassas vuruş olanağı sağlayan alçak irtifa sistemleri, lazerle işaretleyerek mesafe ölçmeyi ve gece görüşünü sağlayan sitemlerle yapılan eğitimler veriliyor.

İşte size Hürriyet Gazetesi'nin bir haberi;

ABD ve Türkiye’den büyük tatbikat

Tolga TANIŞ / WASHINGTON

13 Mart 2012 - 00:00Son Güncelleme : 13 Mart 2012 - 11:06

ABD ve Türkiye, geçen hafta Konya’da ortak hava tatbikatı başlattı. İki ülke savaş filolarının koordinasyonunun hedeflendiği tatbikata başka ülke alınmadı.




ABD ve Türkiye, İran ve Suriye’deki gerginliğin arttığı bir dönemde, geçen hafta Konya’da ortak bir hava tatbikatı başlattı. Daha önceki senelerde ABD dışında bazı NATO ve Arap ülkelerinin katılımıyla uluslararası çapta düzenlenen Anadolu Şahini bu kez ikili gerçekleştirildi ve Türk-Amerikan savaş filolarının koordinasyonu hedeflendi.

ABD ÇEKİLMİŞTİ

Türkiye ve ABD arasındaki hava tatbikatları en son 2010’da yoğun olarak tartışılmıştı. Mayıs 2010’da İsrail’in Mavi Marmara feribotuna saldırması sonrası Türkiye’nin o sene düzenlenecek Anadolu Kartalı’na katılması planlanan İsrail’i reddetmesinin ardından ABD de tatbikattan çekilmişti. Ancak 2011’de ABD, Anadolu Şahini’ne katılarak Türkiye ile hava tatbikatlarına yeniden başladı. Geçen yıl Suudi Arabistan, Ürdün ve İspanya’nın da katılımıyla gerçekleşen tatbikat, bu sene ise ikili planlandı.

10 GÜNDE 400 SORTİ

Pentagon basın sözcülüğünden yapılan açıklamaya göre tatbikat 5 Mart’ta başladı ve 15 Mart’a kadar sürmesi planlandı. 10 gün boyunca F-16 jetleriyle 400 sortinin yapılacağı tatbikatın öncelikli amacının ise iki ülkenin hava kuvvetleri arasındaki uyumun artırılması olduğu belirtildi. Tatbikat için ABD’nin Almanya Spangdahlem Hava Üssü’ndeki 480’inci Hava Filosu’na bağlı 15 jet ve 250 personel Türkiye’ye geldi, burada Türk Hava Kuvvetleri’nin 3’üncü Ana Jet Üssü’ne bağlı uçaklarla buluştu.


ABD, SEAD tekniklerini de Türk pilotlarla paylaşıyor. Polygone (aşağıda) radarlarının da dahil edildiği savaş oyununda elektronik sinyallerle, düşman hava savunma sistemlerinin etkisiz hale getirilmesi de tatbik ediliyor.



HAVADA 20 JET VARDI

Geçen hafta başlayan tatbikata katılan pilotlardan Yüzbaşı John Mann, şimdiye kadar yapılan çalışmanın Amerikan pilotları için önemini şöyle açıkladı: “Taktiklerimizde ve genel olarak operasyonlarımızda birçok benzerlik var. Fakat fazla sayıda olunduğunda, farklı teknikler, koordinasyon çabaları ve frekanslar kullanmak zorundayız. Verimli bir şekilde iletişim disiplininiz olmalı. Dün havada 20 jet vardı.”

Düşmanı durdurma tatbikatı

Amerikan komutan Albay Paul Murray, yaptığı açıklamada, “Beraber savaşa girmek zorunda kalırsak, Türk Hava Kuvvetleri ile tatbikat, düzgün iletişim ve taktiksel verimliliği garantiye alıyor” dedi. Pentagon sözcülüğü, tatbikatta üzerinde durulan en kritik konulardan birinin de yerdeki hava savunma sistemlerine karşı mücadele taktikleri olduğunu belirtti. Bunun için, Amerikan pilotlarının SEAD (Düşman Hava Savunmasını Durdurma) tekniklerini Türk pilotlarla paylaştıkları açıklandı. SEAD, düşman kuvvetlerinin hava savunma sistemlerini yok etmeyi değil, bu savunma sisteminin etkisiz hale getirilmesini amaçlıyor.

Alman Uzman; Suriye'de bir piyes oynanıyor. ABD, Suriye'ye müdahale için Türkiye'yi kullanıyor | Akademi Dergisi

Armagedon, büyük israil, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), çin, rusya, suriye sorunu, şangay birliği, üçüncü dünya savaşı, akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, muammer kaddafi,

Almanya hükumetine danışmanlık yapan Ortadoğu Uzmanı Christoph Hörstel, Amerika’nın Suriye’de çıkmazda olduğunu söyledi. Rusya ve Çin’in Suriye’ye verdiği desteği hatırlatan Hörstel, Amerika’nın bu kez hedefine ulaşamayacağını belirtti.

Almanya hükumetine danışmanlık yapan, Ortadoğu uzmanı Christoph Hörstel Suriye’deki gelişmelerle ilgili Russia Today kanalına çarpıcı açıklamalar yaptı.

Suriye’de incelemelerde bulunan Alman uzman, yaşananların uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler tüzüğüne karşı bir durum olduğunu söyledi. Hörstel, Suriye’ye müdahalede Türkiye’nin kullanıldığını belirtti.

➥ "Suriye’ye büyük çapta bir müdahale zaten olmaktadır. Suriye’ye askeri bir müdahaleden söz ediliyorsa zaten bunu başta NATO olmak üzere rüşvet altındaki bazı Arap ülkeleri ve maalesef Türk dostlarımız masa altından ve gizli bir şekilde gerçekleştiriyor. Şu sıralarda onlarca Fransız, Alman, İngiliz, Suudi ve Türk caususlarının yanında birçok nizami ve düzenli asker yakalandı."

Merkel hükumetine danışmanlık yapan Christoph Hörstel, Batı basınına da sert eleştiriler yöneltti.

"Batı’nın aptalca basınına denmelidir ki, Aptal diyorum çünkü, sürekli olarak, açıkça bilindiği halde Suriye’de olanları çarpıtmak ve yalan söylemeye ısrar etmektedirler."

Alman Ortadoğu Uzmanı Hörstel, Rusya ile Çin’in Suriye’ye verdiği desteğin önemine dikkat çekti. Horstel, “Rusya ve Çin Suriye’de oynanan çirkin piyese katılmadığı için mutluyum” dedi.

Hörstel, Amerika’nın Suriye’de hedefine ulaşamayacağını belirtti.

➥ “Suriye’de önceden kurgulanmış bir gündem söz konusudur. Bu gündem İran’da ve bazı Arap ülkelerinde kullanıldı, örneğin Libya’da…Hiç yokken CIA tarafından gergin ve yüklü bir atmosfer yaratılıp harekete geçildi. Öyle ki, Kaddafi’ye karşı hiçbir hareket yokken kirli medya savaşı ve kışkırtmaları sonucu bunu başardılar. Şimdi de aynı gündemi Suriye’de yürütmeye çalışıyorlar. Fakat bu plan Suriye’de başarıya ulaşamayacaktır.”

Alman uzman, NATO ülkelerinin Suriyeli isyancılara verdiği desteği de ortaya koydu.

➥ “Silahlandırma şu an devam etmektedir. Ama onlar yalan söylüyor. Suriye ordusu tarafından ele geçirilen silahlar bunun kanıtıdır. Yalana karşı koymalıyız. Temiz ve insanca bir dünyada yaşamak isteyen insanlarlar gibi ben de NATO’dan utanç duyuyorum.”

Başbakan Erdoğan eşbaşkan değil, bir taşerondur! | Akademi Dergisi

akp'nin gerçek yüzü, cia, masonluk, mossad, Recep Tayyip Erdoğan, siyonizm, hakan fidan, akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, abdüllatif şener, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP),

ESKİ YOL ARKADAŞINDAN İLGİNÇ SÖZLER...

Gazete A24’e yaptığı açıklamada “Erdoğan ‘eş başkan’ değil, taşerondur. İşi bitince çöpe atılır!” diyen Abdüllatif Şener’den çok konuşulacak bir iddia daha. Şener’e göre basın, korktuğu için Başbakan Erdoğan’ın İsviçre hesaplarının üzerine gidemedi!

Abdüllatif Şener’le söyleşimizin üçüncü ve son bölümünde Büyük Ortadoğu Projesi’nden Arap Baharı’na, Türkiye-Suriye ilişkilerinden füze kalkanına, anayasa çalışmalarından PKK konusuna, Dersim konusundan başkanlık sistemine değin pek çok konuda merak edilenleri Gazete A24 okurları için konuştuk.

“Başbakan, Büyük Ortadoğu Projesi’nin taşeronudur” diyen Şener, AKP’nin Türkiye’deki İslami duyarlılığı yok ettiğini de söylüyor. Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye’de demokrasinin standardını aşağı çektiğini ifade eden Şener’e göre, basın Erdoğan’dan korktuğu için, Erdoğan’ın WikiLeaks belgelerinde yer alan İsviçre’deki hesaplarının üzerine gitmedi… İşte röportajımızın son bölümü…

Türkiye’nin dış politikası ile devam edelim isterseniz…

Türkiye’de küresel güçler tarafından en önemli karşı çıkışlar, Erbakan hareketi ile ortaya çıkmıştır. O hareket tümüyle tasviye olmuş, bugün mutlak anlamda küresel güçlerin, arzularına, isteklerine göre, hem ülkeyi yöneten hem de çevre ülkelerdeki dönüşümün taşeronluğunu üstlenen bir siyasi iktidar yapısı ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin, Suriye ile karşı karşıya gelmesi gibi…

Evet.

Ve şimdi füze kalkanı gibi bir bela var. Doğru mudur?

Evet. Türkiye’de bir siyasi iktidar var. Bu siyasi iktidar nasıl geldi, düşünebiliyor musun?

“ERDOĞAN NE SÖYLÜYORSA, TERSİNİ YAPIYORDUR”

Nasıl?

2002 öncesi partilerin, küresel güçlerle uyum tutmadığı ihtimali zaten görülmüştü. Çok da kötü bir konjonktüre geldiler tabii… 2001 krizi, 1999 depremi… Kamuoyunda da itibarları tasviyeye uğradı ve meclis dışı kaldılar. Onun yerine AKP geldi. Arkasından Irak işgali yaşandı. Şimdi ise, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da birtakım hadiseler meydana geliyor. Ve Başbakan 30’dan fazla farklı yerde “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıyım” demiştir. Kendi ağzından… Hatta bir ara internet sitelerine düştü.

Konuşmalarında var. İki, üç sene önce bilhassa çok kullanıyordu. Sonra bıraktı bu cümleyi söylemeyi. “Bu ne demek acaba? Bu, Büyük Ortadoğu Projesi ne olacak?” diye hepimiz merak ediyorduk. Şimdi öğreniyoruz… Baktık ki, Kuzey Afrika’dan uzanıp giden bir değişim rüzgarı… Nasıl bir değişim bu biliyor musun? Başbakan arada bir İsrail ile ağız kavgası yapıyor ya… Ama yaptığı her iş de İsrail’in işine yarıyor. Ağzı ile kavga ediyor ama icraatlar hep İsrail’in menfaatine… Onun için, Başbakan’ın laflarına değil, icraatlarına bakmamız lazım…

“One minute” halk tarafından alkışlanıyor ama?

O ağızdan çıkan kavga kelimelerin amacı, halkın görmesini, anlamasını zorlaştırmak… Başbakan, ne söylüyorsa, yaptıklarının tersini söylüyor. Böyle bileceksiniz Başbakan’ı…

“DERSİM DE ÖZÜR VARSA, TAZMİNAT DA VAR''

Dersim Özrü…

Bir başbakanın özrü “Dersim’den özür diliyorum” diye olmaz. O zaman orada mağdurlar var. Tazminatlar ödenecekse ödeyeceksin, yükümlülüklerin varsa yerine getireceksin. Devlet adına ne kadar sorumluluğun varsa, hepsini gidereceksin. Bunu ortaya atarak, ortalığı karıştırmanın anlamı yok. Ortalığı dağıtmak için kullanılmaz bunlar…

Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olarak, Erdoğan’ın niyeti bölgede tek adam olmak mı?

Hayır. Görevini yapıyor. Ne tek adam olacakmış… Oradan bir kahraman çıkmaz. Görev bittiği zaman atarlar insanı çöpe… Kahraman olamayacağı bir yerde, taşeronluk üstleniyor. Onun ‘eş başkanlık’ dediğine ben ‘taşeronluk’ diyorum. Nedir bu değişim rüzgârları? Küresel güçlerin çıkarları ile özellikle de İsrail ile uyumlu politika, uygulamayan ülkelerin yönetimleri tasviye oluyor.

Birincisi bu. Libya… Suriye… Ve İran’a sıçramayı düşünüyorlar. İkincisi, küresel güçlerin politikalarına ve özellikle de İsrail’in politikalarına uyumlu politika uygulayan yönetimler de, halka yabancılaşmış olmaları, diktatörvari yönetimleri nedeniyle, önümüzdeki yeni süreçleri yönetebilecek yetenekleri, ve güçleri olmadığından, değiştiriliyor.

Yani, uyum sağlamayanlar ve uyum sağladığı halde yeni süreçleri kaldıramayacak olanlar değiştiriliyor. Mısır, bunun en tipik örneğidir. Eskiden, küresel güçler laik liderler arardı, işbirliği için… Şimdi bundan vazgeçti. Kullanabileceği, kendi çıkarlarını sürdürebileceği, dindar görünümlüler daha makbul hale geldi. Bu da, bölgemizde olup biten olayları yorumlamak açısından önemlidir. Ana çizgi değişimidir. Bunun altını çizmeniz gerekir.

Eskiden ‘eş başkanlar’ laik olanlar mıydı, bunu mu anlayalım?

Mesela Mısır’da Mübarek, halkın inançlarına, değerlerine uyumlu biri değildi. Muteber adam buydu. İsrail ile Camp David Anlaşması gibi süreçleri yöneten, daha sonraki dönemlerde de uygun politikaları uygulayan O’ydu. Ama şimdi bu tür insanların çok da yararlı olmadığı veya zor süreçlerde dayanıklılık testinden geçemeyecek insanlar olduğu görüldüğü için, “Bunlara ihtiyaç yoktur. Biraz halkı ile barışık, dindar görünümlü, Müslüman görünümlü insanlar daha faydalı” denilmeye başlanmıştır.

“TÜRKİYE, ORTADOĞU’DAKİ DÖNÜŞÜMÜN İLK AYAĞI”

Bu Türkiye için de geçerli…

Elbette. Türkiye de böyle. Zaten bu küresel politikalardaki dönüşümün ilk ayağı Türkiye’dir. AKP bunun sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Şimdi, bu dönüşümde ‘eş başkan’ın yani Başbakan’ın rolüne tekrar dönmek istiyorum. Düşünebiliyor musun, Libya’ya gitti. Kaddafi’nin elinden ödül aldı. ‘Kardeşim Kaddafi’ dedi. Dostluk görüntüleri verdiler. Ardından geldi, “NATO’nun ne işi var Libya’da” dedi. Ve aradan bir hafta geçmedi…

Kendisiyle çeliştiğini mi kastediyorsunuz?

Evet, çark etti ve Başbakan imzasıyla, TBMM’ye bir Bakanlar Kurulu tezkeresi gönderdi. Meclis’te oylandı ve grubuna da baskı yaptığı için topyekûn ‘evet’ oyu verdiler. Türkiye, Libya’yı vuran NATO güçleri içerisine girdi. Ne değişti Allah aşkına!.. Günlerce değil, aylarca Türkiye’nin de içinde bulunduğu NATO uçakları Libya’da sivil halkı da, Kaddafi yanlılarını da vurdu durdu… Kaç çocuk, kaç kadın, kaç yaşlı hayatını kaybetti bilmiyoruz.

Böyle bir hadise, şu mevcut iktidar döneminde değil de, başka bir iktidar döneminde olsaydı, size garanti veriyorum, hâlâ cuma namazından sonra, başta Beyazıt Camii’si olmak üzere, camilerin önünde gösteriler devam ediyor olurdu. “Bir Müslüman ülkeyi Türkiye vuramaz” diye… Demek ki küresel güçlerle işbirliği halinde olan siyasi gücün, laik görüntülü değil de, Müslüman görüntülü olmasının böyle bir faydası varmış… Kimin için? Bizim için değil, güç merkezleri için…

“AKP, İSLAMİ DUYARLILIĞI YOK ETMİŞTİR”

Bu bahsettiğiniz protestoları da sorguluyorsunuz o zaman burada?

Türkiye’de, bu mevcut iktidar yapısı nedeniyle İslami duyarlılık yok edilmiştir. Onu söylemeye çalışıyorum.

Peki komşularla sıfır sorun politikası?

Yıllardır, Dışişleri Bakanı her yerde nutuklar attı. Şimdi komşularının hepsi ile sorunlusun… Onu bırak, Suriye, İran füze rampalarını Türkiye’ye çevirmiş, “Türk halkı kusura bakmasın, eğer sıcak bir çatışma olursa, İsrail’den önce Malatya’yı vurmak zorundayım. Beni mazur görsün” diyor. Yine Rusya, füze rampalarını Türkiye’ye çevirmiş… ‘Sıfır sorun’ diyorsunuz, Güney’den, Doğu’dan ve Kuzey’den komşularımızın füze rampaları, Türkiye’yi hedef almış vaziyette, hazır bekliyor.

Bu nasıl dış politikadır ya… Bundan daha başarısız dış politika olur mu?.. 80 yıldır bu ülkedeki en başarısız dış politika, mevcut dış politikadır. Bu dış politikanın başındaki Başbakan ve Dışişleri bakanı da, Türkiye’de en popüler iki insandır. Kamuoyu yoklaması yaptığınızda da, halkın böyle algıladığınızı anlıyorsunuz.

Ve Time’a kapak oluyor. Öyle mi?

Kim birilerini itibarlı hale getiriyor, kim birilerini itibarsız hale getiriyor. Hangi mekanizmalarla birileri itibarlı hale geliyor, hangi mekanizmalarla birileri itibarsızlaştırılıyor. Benim asıl sorgulamak istediğim nokta bu.

Suriye konusuna gelecek olursak…

Suriye ile sınırları, vizeleri kaldıran bu mevcut iktidar değil mi? ‘Kardeşim dostum Esad’ diyen… Ortak bakanlar kurulu toplantısı düzenleyen… Var mı Türkiye’nin tarihinde bir başka ülkenin Bakanlar Kurulu ile müşterek toplantı? Yok! Başbakan, Suriyeli bakanlar ile ortak Bakanlar Kurulu düzenlemiştir. Aradan bir ay geçmeden de, kim yönlendirdi, kim talimatı verdi bilmiyoruz, Suriye’de, mevcut yönetim aleyhtarı, daha önceden oluşturulmuş bir grup, Türkiye’de organize edilmeye başlandı. Türkiye, Suriye’yi karıştıran ülke konumuna geldi.

Bir de Suriye’deki olaylara baktığınızda, 40-50 kişilik silahlı gruplar çatışıyor. Büyük bir kitle yok. Suriye’deki gösterilerde gördüğünüz kitleler, Esad yanlıları… Yüz binlerce hatta milyonlarca, insanın sel gibi Esad’ı desteklediğini görüyoruz ama muhalifler diye görünen kısım 30-40 kişi… Büyük bir kısmı da ordunun içinden nasıl olduysa satın alınmış, orayı karıştırmak için kurulan yapılar…

Suriye’den gelenleri Hatay’daki çadır kente yerleştirdiler. Çadır kentte kalanlar “Üşüyoruz” deyince, Kilis’teki Hac konaklama tesislerine yerleştirildiler. Hâlbuki Hatay sıcak bir yerdir. Van depreminin ardından, insanlar soğuktan donuyorlar. Sen kendi depremzedelerini çadırlarda dondur ama Suriye’yi karıştırmak için, muhalefeti örgütlemeye sarf et enerjini…

Suriye’den yapılması beklenen reformlar için ne diyorsunuz?

Türkiye, bu konuda “Şam yönetimi tavsiyelerimiz tutmadı” diye itiraz ediyor. Esad yönetimi, zaten birkaç yıldır demokratikleşme yönünde reformlar yapıyor. Ama nerede görülmüş bir ayda yönetim biçiminin baştan sona değiştiği… Türkiye ilk anayasayı 1876’da yaptı. O günden bugüne kadar, 150 yıldır önce Meşrutiyet, sonra Cumhuriyet, sonra çok partili sistem…

Hâlâ demokratikleşmeye çalışıyor… Ve hâlâ demokrasinin standardı bugün Türkiye’de yerde sürünüyor. Türkiye’nin ulaştığı demokrasi standardını yok etmeye çalışan, medyayı, sivil toplumu susturan Başbakan, Suriye’de demokratikleşeme yolunda reformlar bekliyor…

Esad dedi ki, “Kendileri 30 yıldır bir sivil anayasa yapamıyorlar, benden bir ayda tüm Suriye’yi değiştirmemi bekliyorlar. Böyle bir şey olmaz.” Peki ne oldu da, eski dostlarınızı bu kadar hızlı terk ettiniz? Uluslararası ilişkilerde böyle güvensiz, arkadan hançerler görüntüler verirseniz, şu anda size dost gözüyle bakanlar da güvenini yitirirler.

Bunu Türkiye’ye nasıl yaparsınız? Böyle bir dış politika mı olur? Ama Türkiyemizdeki ve bölgemizdeki dönüşüm, itibarsızlaşanlar, ama öte yandan itibarı, gücü artanlar… Hepsi aynı senaryonun ayakları olarak yoluna devam ediyor.

PKK konusunda ne söyleyeceksiniz?

Şu anda Türkiye, komşuları ile çok meşgul ama PKK konusu açısından da çok yanlış bir dış politikanın içerisinde. Suriye karışırsa, bundan en büyük zararı Türkiye çeker. Hem PKK faktörü nedeniyle hem de bu ayrışmanın derinleşmesi nedeniyle. Suriye, burnumuzun dibindeki komşumuz… Türkiye’nin Güneydoğu’suna yakın bir yer karışacak ama Türkiye huzur içerisinde olacak. İnsan kendi ayağını kurşunlar mı? Bu hükümet, bunu yapıyor.

Siz bu nedenler yüzünden mi ayrıldınız AKP’den?

Ben pek çok şeyi gördüm…

WikiLeaks belgelerinde de geçiyordu. Bir bakan yolsuzluk nedeniyle AKP’den ayrılacak diye… O zaman da yöneltilmişti bu soru size…

Şu anda yolsuzluk meselesine girmek istemiyorum. Çünkü toplum duyarlılığını kaybetti.

“BASIN KORKTUĞU İÇİN, ERDOĞAN’IN İSVİÇRE’DEKİ HESAPLARINI YAZMADI”

Deniz Feneri?

Onu sonra anlatırım ama şunu söylemek istiyorum. WikiLeaks belgeleri ile Başbakan’ın İsviçre’de, sekiz bankada hesabının olduğu yazıldı. Bu, belgelerde var. Ve bütün basın, korkusundan bunu veremedi. Belgelerde ortaya çıktı ama basın korkusundan bunu yazamadı. İki gün bekledim, ‘Neden yazılmıyor?’ diye ama korktular. Hâlbuki bütün kanalların bunu konuşması lazımdı. Sonra Başbakan, hileli bir cümle kullandı. “Tek bir Allah kuruşum yoktur” dedi. İsviçre bankasında kuruş olmaz. ‘Türk lirası mı hesap açtırdın oraya?’ derler.

Ayrıca ‘Allah kuruşu’ tabiri nereden çıkıyor? Bu böyle ama Suriye ve Libya konusunda yüz seksen derece ters istikamette, bir politikaya dönen Başbakan’ı acaba ne sıkıştırıyor, ne zorda bırakıyor? O Türkiye’yi kapattı da biri de O’nu mu kapattı bir yerlerde? Bunu, her sorumlu vatandaşın sorgulaması lazım…

“HÜKUMET ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPAMAZ”

‘Eş başkanlık’ demişken, başkanlık sistemi tartışmasını sormak istiyorum. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Oslo görüşmeleri metninde, PKK temsilcisine söylediği bir söz vardı. “Bazı işleri yerele bırakalım ki, merkez daha anlamlı işlerle uğraşsın” Sizce, buradan yola çıkarak, Başkanlık sistemi ile Kürt meselesi arasında bir bağ kurulabilir mi?

Bu hükümetin anayasa değişikliği yapabileceğini düşünmüyorum aslında. Yani kamuoyunu oyalayarak, hiçbir şey üretmeden konuyu ortada bırakacaklar gibi geliyor.

Neden?

Görüntü onu gösteriyor. Ben öyle görüyorum. Bunu yaz bir yere dursun, günü geldiğinde konuşacağız. İkincisi de şu; başkanlık sisteminden endişe etmiyorum. Başkanlık sistemi çok ayrıntılara sahiptir. Sırf, devlet başkanının halk tarafından seçilmesi, onun bakanlar kurulunun da hükümetin de başı olması değildir.

Başbakan’ın anladığı başkanlık sistemi böyle bir şey… Hâlbuki O’nun alt ayakları, ayrıntıları var. O alt ayrıntılar oluşmadan, cumhurbaşkanlığı ile başbakanı birleştirdiğinde başkanlık sistemi olmaz. Ortaya bir ‘ucube’ çıkar. Sivil anayasayı yapabileceklerini düşünmüyorum ancak eskaza yapar da, başkanlık sistemine geçtik diye, ucube bir şey ortaya çıkarırlarsa, bundan endişe ederim.

Bu ‘eş başkanlık’ hizmeti mi oluyor. Onu mu anlayalım söylediklerinizden?

Onu etkinleştiren bir sonuç olur.

Onun için mi yapılmıştır?

Tabii… Bir adamı idare etmek her zaman daha kolaydır. Çünkü biliyorsun, idare ettiğin adam ne kadar güçlü olursa, O’nu o kadar hızlı yönlendirirsin. (Gazete A24)

Bizler 'Arap Baharı' ve Suriye ile uğraşırken ABD tüm Arap ve İslam ülkelerine nükleer başlık taşıyabilecek uçakları İsrail'e veriyor | Akademi Dergisi

arap baharı, cia, MİT milli istihbarat teşkilatı, mossad, siyonizm, suriye sorunu, akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, hüsnü mahalli, barack obama, beşar esed,

Başka hikayeler...

100 kadar ülke bir araya gelmiş ve Esad'dan kurtulmaya karar vermiş. Durum böyle olunca 100 ülkenin tüm olanakları bu yönde kullanılıyor. Medya da bu olanakların başında geliyor. Çünkü daha fazla bağıran ya da yalan söyleyen kazanıyor ya da kazandığını sanıyor.

Tıpkı Irak'ta olduğu gibi.

ABD ve İngiltere yanlarına 40 kadar ülkeyi alarak tüm dünyaya yalan söylediler ve Irak'ı işgal ettiler. Sonra da bu ülkede farklı rakamlara rağmen bir milyondan fazla insan öldü, ölüyor.

Ama kimin umurunda?

Tıpkı Myanmar'da her gün ölenler hiç kimsenin umurunda olmadığı ve olmayacağı gibi. Çünkü Myanmar şu anda coğrafyamızda oynanan Büyük Oyun'un yani BOP'un içinde değil.

Çünkü şu anda ABD ve yandaşları için önemli olan Suriye ve onlara göre Suriye dışında hiç kimsenin başka şeyleri görmesi ya da konuşması yasak.

***
Örneğin ABD'nin son günlerde İsrail'e olan geleneksel ilgisinin dışına çıkması.

Çünkü ABD dünyanın en gelişmiş savaş uçağı F-35'ten 19 tanesini acilen İsrail'e vermeye karar verdi. 10 yılda 70 uçak vereceğini daha önce açıklayan ABD, ki bunların maliyeti 2,2 trilyon dolar, şimdi vereceği uçaklar için de özel teknolojiler üretilmesi talimatını vermiş. Bunun için de ayrıca 450 milyon dolar ayırmış.

Yani bizler 'Arap Baharı' ve Suriye ile uğraşırken ABD tüm Arap ve İslam ülkelerine nükleer başlık taşıyabilecek uçakları İsrail'e veriyor. Peki neden?

Hani bu coğrafyada barış ve dostluk olacaktı? Olacak ama önce Suriye ve Suriye üzerinden tüm coğrafya darmadağın edildikten sonra.Bunun için de ABD hazırlıkları sürdürüyor.

Örneğin yine geçen hafta Pentagon yeni bir silah üzerinde denemelerini başarıyla yaptığını açıkladı. Ama kimin umurunda?

Haberlere bakılırsa bu silah, 13,5 ton ağırlığında yeni türden akıllı bombalar. Uçaklardan atılacak bu bombalar yerin altında 60 metrelik beton sığnakları delerek hedefine varıyor ve yerle bir ediyor. Yani bu bombalar İran'ın yeraltındaki nükleer tesislerini yok etmek için geliştirildi. Yani her şey İsrail için.

Bunca bomba ve uçaklar yetmiyormuş gibi Obama amca yine geçen hafta İsrail'e 80 milyon dolar daha bağışta bulunarak (yıllık yardım 3,2 milyar dolar) Füze Kalkanı Projesi kapsamında yeni teknolojiler satma kararı aldı. Malatya'daki radarlarla ilgisi olup olmadığını henüz bilmediğimiz bu teknolojiler, önümüzdeki yılların en önemli silahı olacaktır.

Tıpkı ABD'nin 'Büyük Müttefik' Türkiye'ye vermeyi kabul etmediği füze taşıyan Predatorlar gibi. ABD ve yakında İsrail bu Predatorlarla istedikleri yerde istedikleri hedefi ya da adamları vurabilecekler.

Şimdilerde bir tek füze taşıyabilen Predatorları Amerikalılar 2 daha sonra da 4 füze taşıyacak şekilde geliştiriyorlar. Tabii ABD, İsrail için yaptıklarını ya da İsrail'e verdiklerini asla ve asla başka hiçbir ülkeye yapmayacak ve vermeyecektir.

Çünkü ABD'ye göre İsrail'in dostu yani işbirlikçisi olmayan hiçbir ülke, Türkiye dahil, ABD'nin stratejik müttefiği olmayacaktır.

***
Bir düşünün ABD'ye 30 yıl hizmet eden Mübarek bile Obama'nın bir göz kırpmasıyla kafese konuldu. Çünkü ABD'ye göre hizmet sınırsız da olsa yetmez. ABD köle ister. Tıpkı Suudi Arabistan kralları, Katar Emiri ve Körfez'deki şeyhler gibi.

Bu kral, emir ve şeyhler 250 yıldır önce İngilizlere şimdi de ABD'ye kölelik ediyorlar.

Örneğin Suudi Arabistan son 50 yılda ABD ve Batı'dan bir trilyon dolarlık silah aldı ama bunları hiçbir zaman kullanmadı. Babasına darbe yaparak iktidarı ele geçiren Katar Şeyhi ise herkesi ABD planları için parayla satın alabileceğini düşünüyor.

Geçen hafta bu şeyh hazretleri Suriye konusunda ABD ile hareket eden Almanya'dan iki milyar dolarlık tank alacağını açıkladı. Bu tanıkları ne yapacağı ise merak konusu.

Çünkü 11 bin kilometrekarelik Katar'ın neredeyse yarısı Amerikan üsleriyle kaplı ve bu ülkenin nüfusu 200 bin civarında. Ama olsun şeyh hazretleri cüssesine ve CIA-Mossad Operasyon Merkezi gibi çalışan El-Cezire televizyonuna güveniyor.

Çünkü bu savaş başından beri yalanla yürütülüyor. Gerisi nasıl olsa gelir ve gelecek.

Umarım o zaman Türkiye ve tüm coğrafyamız için geç kalınmış olmaz.

Belki de bu nedenle El-Cezire Türk iki yıldır bir türlü yayına başlamıyor!!!

Şimdiden söylüyorum:

Suriye'de iç savaş çıksın ve Kuzey Suriye'de Kürt özerk ya da federal bölgesi kurulsun bu kanal hemen yayına başlar.

HÜSNÜ MAHALLİ

Bu ay öne çıkanlar